Kategori arşivi: Yolculuk – Sefer

Bir kişi Sefer ruhsatından faydalanması için yolculuğa ne zaman çıkmalıdır?

?️Oruç tutmamayı mübah kılan durumlardan bir tanesi de sefere çıkmaktır. Zira Allah (

Zira Allah(cc) “sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar.” buyuruyor.

?️Hanefi mezhebinde kişinin oruç tutmama ruhsatından yararlanabilmesi için İmsak vaktindeki durumuna itibar olunur.

?️Şayet kişi imsak vaktinin girme esnasında sefere çıkmış ise bu kimse ruhsattan yararlanabilir. Çünkü orucun başlama zamanı olan imsak seferi konumundadır.

❗Ancak imsak vaktinde sefere çıkmayıp Ramazan’ın gündüzünde sefere çıkacak olursa bu kişi mutlaka orucunu tutması gerekir. Zira imsak esnasında mukim olduğu için artık o gün oruç için tayin etmiştir.

Kadın, mahremi olmadan sefere çıkabilir mi?

Ebû Said El-Hudînin (ra.) rivayetine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur;

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, beraberinde babası, oğlu, kocası, kardeşi yahut nikâhı haram olan bir erkek olmaksızın, üç gün veya daha fazla süren bir yolculuğa çıkması helâl değildir.”

⚠️Hanefi âlimlerine göre, bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olan bir erkek bulunmadığı hâlde, yürüyerek üç gün süren (90 km) veya daha fazla mesafeye yolculuk edemez.

⚠️Fakat bundan az mesafeye, beraberinde bunlardan kimse olmaksızın yolculuk etmesi caizdir.

Buhârî ve Müslim’in, İbn-i Abbas’tan (r.a.) rivâyet ettiklerine göre o şöyle demiştir; Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Bir kadın yamnda mahremi olmadan yolculuğa çıkmasın. Bir erkek, yanında mahremi olmadan (yabancı) bir kadının yanına girmesin (onunla başbaşa kalmasın)” Bunun üzerine bir adam (ayağa kalkarak); Ey Allah’ın elçisi! Ben, șu ve șu gazvelere katılmak üzere orduyla beraber çıkmak istiyorum. Benim karım ise hac etmek istiyor (ne yapayım)? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu; Onunla (karınla) beraber yola çık.” (Buhârî; hadis no: 1729. Müslim; hadis no: 2391)

⚠️Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz (s.a.s.), kadının mahremsiz hac yolculuğuna dahi gitmemesi için, kocasının orduya katılmaktan geri kalmasını uygun görmüştür.

⚠️Dolaysıyla Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, mahremsiz seferî mesafe yolculuk yapması caiz değildir.

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

SORU :* Kurban Bayramı günlerinde sefere çıkan kişi kurbanını seferi olduğu bir yerde kestikten sonra, kurban bayramı günleri çıkmadan yani 3. günün akşam vakti girmeden önce evine dönse, mukim olsa tekrar kurban kesmesi gerekir mi?

*

*CEVAP:*

?Redd-ül Muhtar’da; seferdeyken nafile olarak kurban kesen kişiden vacip olan kurbanın düştüğünü açıkça ifade etmiştir.

Zenginlik ile mukim olma şartları, kurbanın vacip olması noktasında aynı şartlar olarak değerlendirilse de, kestiği kurbanın nezir mi kurban mı olması noktasında aynı şekilde değerlendirmelerini gerektirmez.

Fakihler; kurban kesen fakirin kestiği kurbanın adak olacağını buna rağmen ondan yiyebilir mi yiyemez mi meselesini uzun uzun anlatmışlardır. Seferdeyken kurban kesen birinin, kestiği kurbanın adak mı, değil mi, yenir mi, yenmez mi meselesinden bahsetmemişlerdir. Bu da bize zenginlik ve mukim olma şartını aynı ölçüde değerlendirmediklerine dair bir karinedir.

Alaaddin es-Semerkandî Tuhfetü’l Fukaha adlı eserinde şöyle der: Seferde olanlara kurban vacip değildir. Tıpkı bayram ve cuma namazlarının vacip olmayışı gibi”

Malumdur ki seferdeyken kıldığı cuma namazından sonra mukim olan kişiye öğlen namazı vacip olmayacağı gibi, Cuma namazını da tekrar etmesi vacip değildir. (Mukim olduğunda şehirde henüz cuma namazı kılınmamış olabilir.)

Bu mesele de gördüğümüz gibi cuma namazının vacip olması için mukim olmak şart ise de Cuma namazının sahih ve farzı düşürücü olması için ikamet şart değildir. Bu da bize her şartı eşit olarak değerlendirmemizi, mukim olma şartı ile zengin olma şartının farklı olabileceğini, birine ait meseleleri diğerine taşımak için mücerret şart birliğinin kafi gelmeyeceğini göstermiş olur.

?Zira sefere çıkan kişiye kurban kesmemek kolaylıktır, ruhsattır. Şayet tekrar kurban kesmesini gerekli görecek olursak ruhsat, ruhsat olmaktan çıkar, kolaylık zorluğa döner.

Görüldüğü gibi seferde kurban kesmemek ruhsattır. Buna göre kişi, seferde ruhsatı değil de azimeti alıp kurbanını kesecek olursa keseceği kurban sahih olur. Sahih olan bir ibadetin yani şartlarına riayet edilerek eda edilen bir ibadetin sahih olacagi ve iadeye gerek duymayacağı usulü fıkıh kitaplarında detaylıca anlatılmıştır.

Ruhsatı değil de azimeti alarak kurban kesen bir kişiye memleketine döndükten sonra mukim oldu diye tekrar kurban kesmeyi vacip kılmak, ruhsat mantığına büsbütün aykırıdır. Zira bu şekilde ruhsat, temel gayesi olan kolaylıktan çıkmış ve zorluğa dönüşmüş olur. Halbuki ruhsatın temel meşru sebebi kolaylıktır.

?Ezcümle; Kurban Bayramı günlerinde sefere çıkan kişi kurbanını seferi olduğu bir yerde kestikten sonra Kurban bayramı günleri çıkmadan yani 3. günün akşam vakti girmeden önce evine dönse ve mukim olsa tekrar kurban kesmesi gerekmez. Seferdeyken kestiği kurban yeterli olur.

Fıkhi Meseleler

Sefer hükmünün başlangıç yeri neresidir?

Fıkıh kitaplarımızda sefer hükmünün başlangıç noktası kişinin ikamet ettiği şehrin bütün evleri geride kalacak şekilde şehrin dışına çıkması şeklinde tarif edilmiştir. Nasıl ki seferi olan biri şehre girmeden mukim olamıyorsa, ha keza mukim olan biri de şehrin evlerini çıkmadan seferi olamaz.

Şehrin evlerini geçmekten kastedilen bulunduğu cihetteki evlerdir. O beldenin diğer taraftaki evlerini hizalayarak geçmemiş olsa bile seferilik başlar. 

Zira itibar çıktığı cihete göredir.

Şehrin tarifinde, fıkıh kitaplarımızda farklı ifadeler vardır.
Bazıları: içinde zanaat erbabı cami, çarşı, müftü, sultan veya hat ve hükümleri icra eden kadı bulunan yer olarak tarif etmişlerdir. Bazıları da şehir diye adlandırılıp sayılan yer olarak tarif etmişlerdir.

Burada şu üç soru önümüze sıkça çıkmaktadır:

1 )İstanbul gibi büyük şehirlerde her bir ilçe ayrı bir şehir olarak mı ele alınmalı?

2 ) Şehri ikiye bölen boğaz, şehrin iki taraflı sınırı sayılır mı?

3 ) Şehir ne kadar genişlerse genişlesin sefer hükmü son çıkış noktasından mı başlar?

Bu soruların cevaplarında farklı değerlendirmeleri olan hocalarımız vardır. Onların fikirlerine saygı göstermekle beraber şahsımızın kanaati şu şekildedir:

Fıkıh kitaplarımızda şehrin tariflerine baktığımızda her ne kadar ilçeler müstakil bir şehir olarak değerlendirilseler de, diğer ilçelerin onlara bitişik olmaları,  kitaplarımızda geçen bitişik köyler gibi sayılılacağından, büyük şehrin tamamını geçmeden sefer hükmü başlamaz.
Ancak şehrin evleri kesilecek olsa biraz ilerde tekrar evler başlarsa bakılır; şayet aradaki boşluk “ğalve” denilen bir ok atımıysa yani iki yüz, iki yüz elli metre civarındaysa evler kesildiği yerden itibaren seferilik ve mesafesi başlar.    

İstanbul’un ortasında bulunan boğazın, şehri iki ayrı şehir gibi ayırmadığı kanaatindeyiz. Bu kanaatimizde iki delilden neşet etmiştir.

1.   Hidaye şerhlerinden olan Binaye adlı eserde; şehir ortasında olan nehrin şehri ikiye bölmeyeceğine, seferiliğin şehir evlerinin bitmesiyle başlayacağına delalet eden ibareler vardır.

2.   Boğazdaki köprülerin bağlayıcılık özelliğinin olması. Hanefi fıkıh kitaplarından olan Mecmeu’l-Enhur adlı eserin ifadesine göre Ebu Yusuf (Allah ona rahmet etsin), kadılığı zamanında cumanın her iki yerde caiz olabilmesi için Bağdat’ı ayıran nehir üzerindeki köprünün cuma namazı saatinde kaldırılmasını emir edermiş. Bu da seyyar olan yani kaldırılması mümkün olan bir köprünün bağlayıcılık özelliği olduğunu gösterir. Nerde kaldı ki boğazdaki köprülerin bağlayıcılık özelliği olmasın.