Geçmiş yıllarda ödenmesi gereken zekât miktarının kaybettiği değer hesaplanarak ödenir, yani bugün ki değeriyle ödenmesi gerekir. Ayrıca her yılın zekatı hesaplanırken geçmiş yılların zekât borcu da düşülerek hesaplanır.
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Geçmiş yıllarda ödenmesi gereken zekât miktarının kaybettiği değer hesaplanarak ödenir, yani bugün ki değeriyle ödenmesi gerekir. Ayrıca her yılın zekatı hesaplanırken geçmiş yılların zekât borcu da düşülerek hesaplanır.
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Amacına hizmet etme imkânı kalmayan bir vakfın aynı amaca hizmet etmek üzere değiştirilmesi veya satılması caizdir. (İbn Abidin, Reddu’l-muhtar, III, 387)
Vakıflara ait olup da kullanılmayan halı, kilim vb. eşyanın ileride kullanılabilir durumu varsa bekletilir. Şayet bekletilmesi mümkün değilse çürümeye terk edilmesi uygun olmaz.
Dolayısı ile antika değeri olmayanların, usulüne uygun bir şekilde ihtiyacı olan başka bir vakfa verilmesi; ihtiyacı olan başka bir vakfın bulunmaması halinde ise, ilgili mevzuata göre satılıp parasıyla vakfın ihtiyacı olan kalıcı türden bir eşya satın alınmasında dinen bir sakınca yoktur.
Ismail Hakkı Yelkenci hc.
Namazın kılınış şekli hususunda Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.s.) , “Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız, siz de öyle namaz kılınız” buyurmuştur. [Buhari, Sahih, Ezan, 18, Hadis no: 605, 1/226; Ahmed b. Hanbel, Musned, 5/53; Dârakutnâ, Sünen, Salât, H. no: 10; 1/346; İbn Hibbân, Salât, H. no: 2131, 5/503; İbn Hüzeyme, Sahih, Salât, 48; 1/206]
Bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz (s.a.s.) namazlarını iki secde ile edâ ettiğine göre namazlarda secdelerin her ikisi de farzdır.
Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır:
“O iki secde Şeytan’a karşı tavır içindir.” [Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/87; Müslim, Sahih, Mesâcid, 88; Ayrıca bkz. İbn Mâce, Sünen; Ebu Davud, Sünen; Nesai, Sünen; İbni Hibbân, Müsnedü’s-Sahih]
Bu hadis-i şerifi izah sadedinde denilmiştir ki; secdeler, Şeytan’a olan muhalefet ve karşı tavrı onun burnunu sürtecek şekilde ortaya koymak için ikidir. Ona secde etmesi emredildi, o etmedi. Biz onun bu tavrına karşılık iki defa secde ediyoruz.
Bazı âlimler bu meseleyi şöyle te’vil etmişlerdir: Secde eden kimse, birinci secdeyle topraktan yaratıldığına, ikinci secdeyle de tekrar toprağa döneceğine işaret eder.
Nitekim Allah Teâla: “Sizi yerden (topraktan) yarattık, (ölümünüzden sonra) yine ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız” buyurmuştur. [Tâhâ suresi, 55]
(ismail Hakkı Yelkenci hc)
Hanefi mezhebinde; teyemmümün sıhhati için gerekli olan şartlar ikinci vakitte de halen var ise yeni bir teyemmüm almaya gerek kalmadan bir teyemmüm ile iki vakit namazı kılınabilir.
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Mestler üzerine meshin caiz olabilmesi için gerekli olan şartlar şunlardır:
1) Ayaklar da yıkanarak alınan bir abdestten sonra giyilmiş olması.
2) Ayağa giyilmiş olarak normal bir yürüyüşle en az 5 km. yürünecek kadar dayanıklı olması.
3) Mestlerin, ayağa giyildikten sonra bağsız, lastiksiz olarak ayakta durabilecek kadar sağlam ve kalın olması.
4) Mestlerin her birinde, ayağın en küçük parmağının üç katı kadar genişlikte delik, yırtık bulunmaması.
5) Suyu emerek hemen ayağa geçirmemesi gerekir.
Abdest alırken mestler üzerine mesh etmek, Peygamber efendimizin (s.a.s.) sünnetiyle sabittir. Nitekim, Peygamber efendimizin (s.a.s.) abdest aldığını ve mestlerinin üzerine mesh ettiğini bildiren birçok rivayet vardır (Buhârî, Vudu, 35, 48; Müslim, Taharet, 72, 73).
Abdestli olarak ayağına mest giyen kimse, mesti giydikten sonra abdestinin bozulmasından itibaren, mukim ise 1 gün, yolcu ise 3 gün mestleri üzerine mesh edebilir.
Peygamber efendimiz (s.a.s.) misafir için üç gün üç geceyi, mukim için de bir gün bir geceyi mest üzerine mesh süresi olarak tayin etmiştir (Nesâî, Taharet, 98)
Abdesti varken ayağından her iki mestini veya birisini çıkaran bir kişinin, hades ayağına geçmiş kabul edildiğinden abdestini bozmadan ayaklarını yıkayıp tekrar mestleri giymesi gerekir.
Abdesti yokken çıkarmışsa, abdest alıp ayaklarını da yıkaması gerekir.
Mestin süresi dolduğunda, abdestli ise mestleri çıkarıp ayaklarını yıkaması yeterlidir, abdestsiz ise ayağını da yıkayarak tam abdest almalıdır (Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I,9).
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Sahih olur lakin, dolaylı yollardan da olsa menfaati evladına döneceği için tavsiye edilmez, uhrevî sorumluluklarına dikkat eden bir mümin için ihtiyatlı bir davranış olmaz.
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Karı koca birbirlerine kendi yuvaları İçinde daha çekici görünebilmek İçin süslenebilirler, bunda bir sakınca yoktur.
Ama başkalarının dikkatini çekmek İçin bunu yaparlarsa caiz olmaz.
Kadınlar, deri üzerinde bir tabaka oluşturmayan sürmeler İle kocalarına şirin görünmek İçin boyanabilirler. Bugünkü tabir ile aşırı olmamak şartıyla içeriğinde sakıncalı madde bulunmayan malzemeler ile makyaj yapabilirler.
Ancak sokağa çıkarken ve kendilerine nikâh düşen erkeklerin görecekleriyerlerde süslenmeyi terk etmeleri ve tesettüre uymaları gerekir. Bunun aksiniyapmak asla caiz değildir❗
Bu hususta Peygamber efendimiz (s.a.s.);”Her göz yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Bir kadın da güzel kokular sürünerek erkeklerin yanından geçerse o da aynen bakan erkekler gibi zina etmiş gibidir.” buyurmuştur. (Timizi, Edeb 35; DârimÎ, İstizan, 27) TirmizÎ, bu hadis; hasen sahihtir, demiştir.
Ismail Hakkı Yelkenci hc.
Kardan adam şeklinde gerçek bir canlı olmadığı için, gereksiz bir iş olsada yapılmasında bir sakınca olmaz.
Ancak gerçek insan sûretinde olursa caiz olmaz.
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Adak, kişinin ibadet niteliğindeki bir şeyi yapacağına dair Allah’a söz vererek üzerine borç kılması anlamına geldiğinden, bu borçtan kurtulması için adağını yerine getirmesi gerekir.
Belirlenerek adanan şey aynen yerine getirilmedikçe adak yükümlülüğü düşmez (Kâsânî, Bedâi‘, V, 90).
Bundan dolayı kurban keseceğine ve etini fakirlere dağıtacağına dair adakta bulunan kişi, ancak kurban kesmek suretiyle adağını yerine getirmiş olur.
Bu itibarla, adak kurbanını kesmek yerine, parasını fakirlere vermek ya da aynî yardımda bulunmakla bu adak yerine getirilmiş olmaz.
(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)