FİDYE

“Fidye (oruç tutmamayı mubah kılan bir özürden dolayı) orucu tutamayacak kişiler için meşru olan bir uygulamadır. 1

Orucu tutmanın mümkün olduğu durumlarda oruç tutmayıp da fidye vermek meşru bir uygulama değildir.”2

“Tutulamayan oruçlardan dolayı fidye verilmesi, Ramazan-ı şerif orucuyla bunun kazasına ve
adak oruçlarına mahsustur.

Yemin ve adam öldürme kefaretleri için lazım gelen oruçları tutmaktan aciz kalan kimsenin daha hayatta iken fidye vermesi caiz değildir.

Fakat bunun için vasiyet etmesi caizdir.”3

“(Oruç tutmamayı mubah kılan bir) Hastalık (4) veya sefer sebebiyle oruç tutmayan kişinin sıhhatine kavuşması muhtemel ise iyileşince tutmadığı günleri kaza eder.

Keza yolcu olan kişi de vatanına dönünce sefer sebebiyle tutmadığı oruçları kaza etmelidir.

Eğer hastanın iyileşmesi muhtemel değilse veya oruç tutamayacak derecede yaşlı ise Hanefi mezhebine göre tutmadığı günler için fidye vermesi veya varislerine fidye vermeleri için vasiyette bulunması gerekir.

Ayrıca iyileştiğinde veya seferden döndüğünde kaza etmeyip daha sonra yaşlılık veya iyileşme ihtimali olmayan bir hastalığa yakalanması sebebiyle kaza edecek gücü olmaması durumunda da fidye vermesi gerekir.

Zira sağlığında kaza etmediği oruçlar zimmetinde borç olarak duruyordur. Bunların güne gün kazası da mümkün değildir Şu halde fidye verilerek kaza edilmesi gerekli olmuştur.

Hastalığı devam etme esnasında ya da sefer esnasında vefat etse üzerine kaza da fidye de vacip olmaz.” 5

“Şu kadar var ki, fidye verilmesini vasiyet etse, malının üçte birinden verilmesi icap eder.”6

“Oruç tutmaya gücü yetmeyen, kendisine: “Şeyh-i fani” denilen pek
yaşlı bir kimse, oruç tutmayabilir.

Şeyh-i fani, o ihtiyar kimsedir ki, ölünceye kadar vücuduna eksiklik gelmekte olup tekrar kuvvet bulmadan vefat eder. Böyle bir kimse için, her Ramazan gününün orucuna bedel olarak bir fidye vermek icap eder.

Yolculuk veya hastalık sebebi ile Ramazan-ı şerif orucunu tutmamış olan kimse, bunu tamamen veya kısmen kaza edebilecek bir müddet bulmuş olduğu halde kaza etmeden vefat edecek olsa, -eğer malı var ise- kazası icap eden her gün için bir fidye verilmesini vasiyet etmesi lazım gelir.

Bu fidye, malının üçte birinden fakirlere verilir.

Özürsüz yere Ramazan-ı şerif orucunu kasten tutmayan kimse üzerine de -malı var ise- vefat ettiği takdirde fidye verilmesini vasiyet etmek yapılması gerekli bir vazife olur.

Hatta kaza edecek vakit bulamamış olsa, bile. Çünkü mümkün olan edayı terk etmiştir.

Vasiyet bulunmadığı takdirde fidyeyi varislerinin vermeleri lazım gelmez. İsterlerse kendi mallarından bir teberru olarak verebilirler.

Varisler veya başkaları ölen kişi adına orucu kaza edemezler. Bu gibi bedeni ibadetlerde vekalet geçerli değildir. Şu kadar var ki, kendileri için tuttukları oruçların sevabını buna bağışlayabilirler.

Kendi hayatında lazım gelen fidyeleri vermemiş olan kimse -malı var ise- bunların
verilmesini vasiyette bulunması icap eder.

Vasiyet edilen veya başkası tarafından teberru edilerek verilen bir miktar, ölünün zimmetinde kalmış olan farz ve vacip oruçların fidyelerine yetişmediği takdirde “devr” yapılır. Buna “ıskat-ı savm” denilir.

Oruç tutmak üzere yaptığı nezirden -adaktan- dolayı üzerine kaza lazım gelen kimse, bu kazayı tehir edip de orucunu tutamayacak kadar yaşlansa, veya geçimini temin için pek meşakkatli bir sanat ile meşgul bulunsa, oruç tutmaz, her gün için bir fidye verir.

Fakirliğinden dolayı fidye vermeye gücü yetmezse, ALLAH Teâla’dan mağfiret diler. Çünkü ALLAH’ü Azimüşşan Gafurdur, Rahîmdir.” 7

FİDYE NE KADARDIR, NE ZAMAN VE NASIL VERİLİR

“Fidye, fakir bir kimsenin sabahlı ve akşamlı bir günlük yiyeceğidir ki, bir fıtır sadakasına
müsavidir.” (8)

Fitre ise yarım sâ’ buğday veya bir sâ’ (9) hurma, kuru üzüm ve arpadan ibarettir.

Dileyen bunların kıymetini de eda edebilir. Belki fakir için daha uygun olan da budur.

“Bu fidye, Ramazan-ı Şerif’in evvelinde -ilk günlerinde- verilebileceği gibi sonra da verilebilir. (Ramazandan önce fidye verilmez)

Orucun farziyetinin sebebi, aya şahid olmaktır. Ramazan ayı girmeden orucu farz olmayacağından fidye de verilmez. 10

Bunda fakirlerin birden fazla olması şart değildir. Bu sebeple otuz günün fidyesi, birden fazla fakirlere verilebileceği gibi bir fakire de bir defada verilebilir.

Fidyede böyle fakire mülk yapmak caiz olduğu gibi, mübah kılmak da caizdir. Şöyle ki her günün orucuna bedel bir fakire sabah ve akşam doyacak kadar yemek yedirilmesi de yeterli olur.” 11

Bir günlük fidye bölünmeden fakire verilir.

FİDYE KIME VERİLİR

Zekat ve fitre verilen herkese fidye verilebilir.
Usul, furuya ve zengine verilmez.

Kaynaklar:
1- “Sayılı günlerde (oruç tutun). Artık sizden her kim (bu oruç günlerinde) hasta veya bir sefer üzerinde olur (ve orucu yemiş bulunur)sa, (onun üzerine bilahere iyi olunca veya yolcuğunu bitirip ikamete başlayınca) sair günlerden (tutamadığı günlere karşılık) sayılı (günler oruç tutmak) vardır.
(Fazla ihtiyarlık, şifa beklenmeyen devamlı hastalık gibi sebeple oruç tutmaya) gücü yetmeyenlere de (yedikleri her güne karşı) bir yoksul doyumu fidye (vermeleri gerekir.)
Bununla beraber kim (gönül) isteğiyle bir hayır yaparsa (bir yoksuldan fazlasını doyurur veya fidyeyi arttırır veya hem oruç tutar, hem fidye verirse), işte bu, onun için daha hayırlıdır.
Oruç tutmanız sizin için (yiyip fidye vermenizden) hayırlıdır. Eğer (oruçtaki fazileti) bilseydiniz (onu seçerdiniz)” Bakara Suresi 184. Ayeti Kerime

2- Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, 3. Cilt, 370. Sayfa

3- Büyük İslam İlmihali

4- Oruç tutmamayı mübah kılan hastalık; ölümle sonuçlanacak veya hastalığın artmasına sebep olacak eya yeni bir hastalığın doğmasına sebebiyet verecek hastalıktır. Bu durumda olan kişiler oruç tutmazlar.
İmam ez-Zeylai et-tebyin’ül Hakaik adlı eserinde şöyle demiştir: Bir hastalığın oruç tutmamaya ruhsat olduğunu anlamanın yolu iki şeyden biridir.

1) Kişinin kendisinin zannına göre oruç tutarsa hastalığının artacağından ya da helak olacağından korkması.

2) Müslüman ve işini iyi bilen bir doktorun hastanın oruç tutmaması gerektiğini söylemesi.
İmam el-Merginani, sağlıklı kişinin hasta olma korkusu, oruç tutmamaya ruhsat olmaz demiştir. Zannımızca uygun olan da budur. Zira kişi kendini bir iki gün denemelidir. Allah en doğruyu bilendir. (Sualli Cevaplı Islam Fıkhı 3. Cilt 368. Sayfa)

5- Sualli Cevaplı İslam Fıkhı,3. Cilt, 369. Sayfa

6- Büyük İslam İlmihali

7- Büyük İslam İlmihali

8- Hanefi mezhebine göre 1 sâ’ = 3120 gr dır, yarım sâ’=3120/2= 1560 gr dır. (Sorulu Cevaplı İslam Fıkhı,3.cilt, 289. Sayfa

9- Büyük İslâm İlmihali

10- “(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’an insanlara bir hidayet ve hakka ulaştıran, hakla batılı ayıran açık ayetler halinde bu ayda indirildi.
Artık sizden kim bu aya erişirse onun orucunu tutsun. Kim hasta olur veya seferde bulunursa, tutamadığı günler sayısınca başka günler (de kaza etsin!)
Allah size kolaylık diler; güçlük istemez. (Onun için hastalık ve sefer hallerinde oruç tutmamanızı mubah kılmıştır.)” Bakara suresi 185. Ayeti Kerime

11- Büyük İslâm İlmihali