SORU 73 :* Kurban kesme vakti ne zaman başlar ve biter ?

*CEVAP:*

?Kurban ancak, Kurban Bayramı’nın birinci, ikinci ve üçüncü günü kesilebilir. Birinci günde kesilmesi daha faziletlidir.

?Bugünlerde kesemeyen edayı kaçırmış kazaya kalmıştır. Kazada ise kan akıtmak değil, kurban olarak alınmış hayvan varsa onu tasadduk etmek veya kıymetini tasadduk etmektir.

?Normalde Kurban Bayramın 1. Günü fecirden sonra kurban kesme vakti başlamış olsa da Cuma namazının farz olduğu bölgelerde yani şehir ve şehir hükmünde olan yerlerde bayram namazından sonra kesilmesi de ayrıca bir şarttır.

❗Bu yüzden şehirde fecir doğduktan sonra namazdan önce kurban kesilecek olsa geçerli olmaz.

?Fakat cuma namazının vacip olmadığı dağlık bölgelerde ikamet eden kişi, Kurban Bayramı birinci günü fecirden sonra kurbanını kesebilir.

?Kurban günlerinin son vaktinde yükümlülük şartlarına haiz olan kimse, kurban kesmekle yükümlü olur. Vaktin başında yükümlülük şartlarını taşıması da vaktin sonunda bu şartlara sahip olan kimselerin kurban kesmekle yükümlü olacağı gibi vaktin başında yükümlülük şartları taşıyıp vaktin sonunda bu şartları kaybeden kimselerden de yükümlülük kalkar.

?Buna göre vaktin başında gayri müslim, fakir, yolcu olan kimseler, vaktin sonunda Müslüman zengin, mukim olsalar kurban kesmekle yükümlü olurlar.

?Aynı şekilde vaktin başında bu şartlara haiz olan kimseler vaktin sonunda bu şartları kaybedecek olurlarsa kurban kesme yükümlülükleri düşer. (Alauddin es-Semerkandi, Tuhfetü’l Fukaha; Alauddin Ebu Bekir El-Kasani, Bedâyiu’s-Sanâyi fi Tertibi’ş-Şerâi’: 73-75)

Fıkhî Meseleler

SORU :* Kurban Bayramı’nın ilk günlerinde fakir olduğu halde kurban kestikten sonra 3. günün akşam vakti girmeden nisap miktarı mala sahip olan kişinin tekrar kurban kesmesi gerekir mi?

*
*CEVAP:*

Bu hususta Hanefi fıkıh kitaplarında ihtilaftan söz edilmektedir. Önceki alimlere göre tekrar kurban kesmesinin vacip olması daha sahih olan görüştür.

?Ancak sonra gelen âlimler: Önceki kestiği kurbanın yeterli olacağını ileri sürerek tekrar kurban kesmesini vacip görmediler ve bununla fetva verdiler. Şahsen biz de bu görüşü alıyoruz.( Muhammed Emin İbni Abidin, Redd ül Muhtar 9/ 458 baskı, Daru Alemil Kütüp)

Fıkhi Meseleler

SORU :* Kurban Bayramı günlerinde sefere çıkan kişi kurbanını seferi olduğu bir yerde kestikten sonra, kurban bayramı günleri çıkmadan yani 3. günün akşam vakti girmeden önce evine dönse, mukim olsa tekrar kurban kesmesi gerekir mi?

*

*CEVAP:*

?Redd-ül Muhtar’da; seferdeyken nafile olarak kurban kesen kişiden vacip olan kurbanın düştüğünü açıkça ifade etmiştir.

Zenginlik ile mukim olma şartları, kurbanın vacip olması noktasında aynı şartlar olarak değerlendirilse de, kestiği kurbanın nezir mi kurban mı olması noktasında aynı şekilde değerlendirmelerini gerektirmez.

Fakihler; kurban kesen fakirin kestiği kurbanın adak olacağını buna rağmen ondan yiyebilir mi yiyemez mi meselesini uzun uzun anlatmışlardır. Seferdeyken kurban kesen birinin, kestiği kurbanın adak mı, değil mi, yenir mi, yenmez mi meselesinden bahsetmemişlerdir. Bu da bize zenginlik ve mukim olma şartını aynı ölçüde değerlendirmediklerine dair bir karinedir.

Alaaddin es-Semerkandî Tuhfetü’l Fukaha adlı eserinde şöyle der: Seferde olanlara kurban vacip değildir. Tıpkı bayram ve cuma namazlarının vacip olmayışı gibi”

Malumdur ki seferdeyken kıldığı cuma namazından sonra mukim olan kişiye öğlen namazı vacip olmayacağı gibi, Cuma namazını da tekrar etmesi vacip değildir. (Mukim olduğunda şehirde henüz cuma namazı kılınmamış olabilir.)

Bu mesele de gördüğümüz gibi cuma namazının vacip olması için mukim olmak şart ise de Cuma namazının sahih ve farzı düşürücü olması için ikamet şart değildir. Bu da bize her şartı eşit olarak değerlendirmemizi, mukim olma şartı ile zengin olma şartının farklı olabileceğini, birine ait meseleleri diğerine taşımak için mücerret şart birliğinin kafi gelmeyeceğini göstermiş olur.

?Zira sefere çıkan kişiye kurban kesmemek kolaylıktır, ruhsattır. Şayet tekrar kurban kesmesini gerekli görecek olursak ruhsat, ruhsat olmaktan çıkar, kolaylık zorluğa döner.

Görüldüğü gibi seferde kurban kesmemek ruhsattır. Buna göre kişi, seferde ruhsatı değil de azimeti alıp kurbanını kesecek olursa keseceği kurban sahih olur. Sahih olan bir ibadetin yani şartlarına riayet edilerek eda edilen bir ibadetin sahih olacagi ve iadeye gerek duymayacağı usulü fıkıh kitaplarında detaylıca anlatılmıştır.

Ruhsatı değil de azimeti alarak kurban kesen bir kişiye memleketine döndükten sonra mukim oldu diye tekrar kurban kesmeyi vacip kılmak, ruhsat mantığına büsbütün aykırıdır. Zira bu şekilde ruhsat, temel gayesi olan kolaylıktan çıkmış ve zorluğa dönüşmüş olur. Halbuki ruhsatın temel meşru sebebi kolaylıktır.

?Ezcümle; Kurban Bayramı günlerinde sefere çıkan kişi kurbanını seferi olduğu bir yerde kestikten sonra Kurban bayramı günleri çıkmadan yani 3. günün akşam vakti girmeden önce evine dönse ve mukim olsa tekrar kurban kesmesi gerekmez. Seferdeyken kestiği kurban yeterli olur.

Fıkhi Meseleler

PROMOSYON

*SORU*
Taşeron işçi lerine promosyon verilecek.bununla kişi borcunu ödeyebilir mi?caiz olur mu?

*CEVAP*
Promosyon parasi faizdir. Bu yüzden kişinin kendisi için kullanamasi caiz değildir !

*SORU*
Promosyon parası ile zekat vermek caiz olur mu peki?

*CEVAP*
Asla verilmez!
Bir sevap bile umulmadan verilmesi gereken faiz parasi nasil dini vecibe olan zekat olarak verilsin.

*SORU*
Bu promosyonu işçiye aylığı ile verecekler.bu işçi nin başkasına borcu var. Promosyon  parasıyla borcunu ödeyebilir mi?

*CEVAP*
Kendisi için kullanamaz.
Borç kendisine ait oldugundan
Borcunu da ödeyemez.

*GENIŞ BILGI IÇIN IZLEYINIZ !*?

https://youtu.be/jEYRPbThI6w

SÜT BAHSİ

Emin Ali YÜKSEL

  insanoğlu fizyolojik olarak uzun yıllar bakıma ve gözetime muhtaçtır. Hayatının ilkyıllarında en fazla muhtaç olduğu şey anne sütüdür. Bu yüzden annenin, özrü olmadan ço­cuğunu emzirmemesi dört mezhebe göre caiz görülmemiştir. Süt, çocuk için gıda olduğun­dan nafakanın kapsamı alanındadır. Bu yüzden anne günah işleyerek veya bir özürden ötürü çocuğu emzirmeyecek olsa baba bir şekilde ço­cuğun bu ihtiyacını görmelidir. Başka bir ka­dından ücretle de olsa emmesini sağlamalıdır. Yani çocuğa süt emzirme; bir yönüyle annenin vazifesi, diğer yönüyle babanın vazifesidir.

Süt emzirmenin farklı yönleri dikkate alı­narak, fıkıh kitaplarında süt emzirme bahsi; ev­lenme engeli olması açısından muharramât bahsinde, çocuğun nafakası olması açısından nafaka bahsinde ve akit olması açısından icâre/kira akdi içerisinde ele alınmıştır.

Biz makalemizde daha çok muharremât ile ilgili olan tarafını ele alacağız. Yani süt akraba­lığının oluşumundan söz edeceğiz.

Çocuklara annelerinden başka bir kadının süt emzirmesi İslam’dan önce de vardı. Zira an­nelerin çeşitli sebeplerle çocuklarım emzirmek istememesi veya çocukların annelerinin meme­lerini almaması, annelerinin sütlerinin az olması ve emsâli sebeplerle çocuklar sütanneye veril­mişlerdir. İslamiyet geldikten sonra çocukların sütanneye verilmeleri devam etmiştir. İslam, bu hususta belirli şartlar getirerek süt ile ilgili ah­kâmı düzenlemiş ve onaylamıştır. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) çocukluğunda sütannesi Halîme’ye verilmiştir.

İslam dininde çocuğa, annesinden başka bir kadının süt emzirmesi çocukla emziren kadının arasında hısımlığın doğmasına sebep kabul edilmiştir. Tabii ki bu Allah Teâlâ tarafından kulla­rına bahşedilmiş büyük bir nimettir. Yalnız, bu hısımlık sadece evlenme engeli oluşturur. Bun­dan başka mirasçılık, nafaka mükellefiyeti, şahit­lik yasağı gibi diğer hısımlık ilişkilerini doğurmaz.

Süt emzirmede asıl amaç çocuğun insan sütü ihtiyacını karşılamaktır. Bu yüzden sütün çocuğa meme ile verilmesi mahremiyet doğu­racağı gibi, biberon ve emsali şeylerle verilmesi de mahremiyeti gerçekleştirir.

SÜT HISIMLIĞININ EVLENME ENGELİ OLUŞ SEBEBİ

Çocukla sütanne arasında süt hısımlığı ve buna bağlı olarak da evlenme engeli oluşması­nın sebebi Kur’an-ı Kerim’in açık ifadesiyle sa­bittir.

“Size şunları nikahlamak haram kı­lındı: … sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz…” (Nisa/23)

İbn Abbas rivayet ediyor; Peygam­ber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) amcası Hamza (Allah ondan razı olsun)’nın kızı hakkında şöyle bu­yuruyor: “O bana helal olmaz. Ne­septen haram olanlar, süt emmeden de haram olur. O benim süt kız kardeşim­dir.”(Buharî)

İlahi ve nebevi irade tarafından süt hısımlığının hangi gerekçe ile evlenme engeli kabul edildiğini bilemeyiz. Belki hikmetlerinden biri olarak diyebiliriz ki: nasıl ki nikâhta kan bağının ev­lenme engeli sayılmasında; karı-koca-nın cinsel ilişkisi sebebiyle sanki birbirlerinin cüzleri oldular, artık kadın kocanın koca da kadının bir parçası ol­muştur deniyor, aynı şekilde süt em­zirme olayında evlenme engeli olarak şöyle denebilir: Çocuk emdiği kadın­dan bir parçayı emmiştir. Buna bağlı olarak da arada hissi bir yakınlığın ol­ması doğaldır. Hatta çocuğun gen ya­pısında da etkilerinin görülme ihtimali vardır. Bu durumda mahremleriyle olan evliliğindeki sorunların süt hısım­lığında da görülme ihtimali vardır. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)’in ahmak kadınlar­dan emzirilmesini tavsiye etmemesini de bu bağlamda değerlendirmek mümkündür.

Süt veren kadının evli, bekâr veya dul olması arasında fark yoktur. Ancak kızın buluğ çağına girmiş olması gerekir.

SÜTLE ALAKALI ŞARTLAR

Süt hısımlığı oluşabilmesi için nasıl olursa olsun süt çocuğun midesine ulaşmalıdır. Bu emme yoluyla olabile­ceği gibi bardaktan veya biberondan içmeyle de olur. Buna göre kulağa, göze veya vücudun başka bir yerine damlatılan süt ile hısımlık oluşmaz. Malikîlere göre emilen veya buruna akıtılan sütün çocuğun karnına ulaş­ması durumunda, miktarına bakılmaksızın süt hısımlığı oluşur.

   Çocuğun midesine ulaşan kadın sü­tünün su ve süt gibi olmayan başka bir madde ile karıştırılması durumunda süt hısımlığının oluşup oluşmadığı ih­tilaflıdır, imam Ebu Hanife’ye (Allah ona rahmet etsin) göre az olsun çok olsun pişirmeksizin başka bir madde ile karıştırılan süt hısımlık sağlamaz. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed (Allah onlara rahmet etsin)’e göre ise çoğunluğa itibar etmek gerekir. Bu­radaki çoğunluktan maksat sütün tadı­nın ve renginin değişip değişmemesidir.

   İmam Ebu Hanife, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed (Allah onlara rahmet etsin)’e göre başka bir şeyle birlikte pişirilen kadın sütünün miktarı ne olursa olsun hısımlığı sağla­maz. Zira bu gibi durumlarda asıl olan yemektir. Kadın sütünün hayvan sü­tüne karıştırılması durumunda ise kadın sütü çoğunlukta olmak şartı ile dört mezhebe göre de hısımlık oluşur.

   Bir kadının sütü bir başka kadının sütü ile karıştırılacak olsa, imam Şafiî ve Ebu Yusuf (Allah onlara rahmet etsin)’a göre miktarları eşit ise her iki kadınla da süt hısımlığı oluşur; mik­tarları farklı ise sadece sütü fazla olan kadınla çocuk arasında hısımlık oluşur. Bu görüş aynı zamanda İmam Ebu Hanife (Allah ona rahmet etsin)’den de rivayet edilmiştir. İmam Muham­med, Züfer ve Ebu Hanife’den diğer bir rivayete göre bir kadının sütünün başka bir kadının sütü ile karıştırılması durumunda miktarlar önemli olmayıp her iki kadın ile de süt hısımlığı oluşur.

Ayrıca, süt esasen babaya aittir. Yani kadından doğum yaptıktan sonra gelen süt, hamile kaldığı kocasına ait­tir. Bu yüzden boşandıktan bir müd­det sonra doğum yaparak iddetini tamamlayan kadın başka bir erkekle evlendikten sonra, doğurmuş olduğu çocuğu emzirme esnasında bir yabancı çocuğu emzirecek olsa o çocuğun sütbabası ikinci koca değil, evvelki ilk kocasıdır. Hatta çocuk ikinci kocanın kız kardeşi veya başka bir kadından doğa­cak kızıyla evlenebilir. Fakat birinci koca babası olacağından kız kardeşi de süt halası olacaktır. Zira süt, kadında sütün oluşmasını sağlayan kocaya ait­tir. Nasıl ki doğan çocuğun nesebi ilk kocaya aittir. Aynı şekilde doğan çocuk sebebiyle oluşan süt de ilk kocaya ait olacaktır.

Süt hısımlığının oluşabilmesi için kadının sütü çocuk tarafından en az bir defa alınmalıdır. Ebu Hanife ve Ma­like (Allah onlara rahmet etsin) göre emilen sütün miktarının önemi yoktur. Bu sebeple az olsun çok olsun kadının sütünü bir defa emmekle süt hısımlığı oluşur. Sahabe ve tabiinin çoğunluğu da bu görüştedir.

Şafiîlere göre süt hısımlığının olu­şabilmesi için kadına ait sütün çocuk tarafından farklı zamanlarda en az beş defa alınması gerekir.

   Hz. Aişe (Allah ondan razı olsun) diyor ki:

“Kur’an’da indirilen ayetier arasında on defa emmek haram kılar diye bir hüküm vardı. Bu hüküm beş süt emme hükmü ile kaldırıldı. Hz. Peygamber vefat ettiğinde bu ayeti okuyorlardı” (el- Muvatta)

   Hanefi ve Malikiler Hadîs-i Şerifte zikredilen bu hükmün mensuh oldu­ğunu söylemişlerdir.

ÇOCUKLA ALÂKALI ŞARTLAR

   Çocuk ne zamana kadar süt emerse hısımlık oluşabilir konusu âlimler ara­sında tartışmalıdır. İmam Şafiî, imam Ahmed b. Hanbel, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed (Allah onlara rahmet etsin)’e göre süt hısımlığı çocuk iki yaşını doldurmadığı müd­detçe gerçekleşebilir. İki yıldan sonra gerçekleşemez.

Zira Allah Teâlâ Kuran-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor:

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ
“Emzirmeyi tamamlamak isteyen­ler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler.” (Bakara 233)

İmam Ebu Hanife (Allah ona rah­met etsin)’ye göre ise bu müddet 30 aydır, imam Züfer ise bu müddeti 3 yıl olarak kabul etmiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا

“Biz, insana anne babasına iyi dav­ranmayı emrettik. Annesi onu ne zah­metle karnında taşıdı ve ne zahmetledoğurdu! Onun (anne karnında) ta­şınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır.” (Ahkaf 15)

 İmam Ebu Yusuf ve imam Muhammed(Allah onlara rahmet etsin) bu ayeti kerimede zikredilen müddetin, hamileliğin en az müddeti olan altı ay ile birlikte otuz ay ettiği görüşündedirler.Dolayısıyla otuz aydan altı ay çıkınca iki yıl kalacaktır. Fetvada bu görüşe verilir.

Bu müddeti; dört yaş, on beş yaş gibi uzun zamana yayanlar olduğu gibi çocuk emdiği süre süt sabit olur di­yenler de olmuştur. Hatta yaş sınırı olmaksızın büyük bir kimsenin em­mesi ile de süt hısımlığının oluşabileceğini ileri sürenler varsa da sonraki âlimler, bu görüşlerle fetva verileme­yeceğinde karar kılmışlardır. 

Süt hısımlığı oluşarak evlenilmesi yasak olan kadınlar şunlardır;
 
1) Sütanne ve sütnineler. Buradaki sütninelerden maksat hem sütannenin hem de sütbabanın yukarıya doğru an­neleridir.

2) Sütkızı, kızının sütkızı veya eşi­nin başka biriyle evliyken emzirdiği kız. Ancak bu sonuncu halde kişinin bu kızla evlenmesinin yasak olabilmesi için bu kıza süt emziren kadınla sadece nikahlanmış olmak yetmez, zifafa girmiş olması da gerekir.

3) Sütkızkardeşler. Kişinin süt emdiği annesinden emen başka süt kız kardeş veya sütannenin nesep kızları. Kezâ baba bir sütkızkardeşlerle de ev­lenilmez. Şöyle ki bir kimsenin iki ka­rısından biri bir erkek diğeri de bir kız çocuğu emzirse bunlar baba bir süt­kardeştirler. Bu iki kadının aynı anda o kişinin nikâhında bulunmaları da şart değildir.

4) Süt dede ve ninenin sadece kızları yani süt hala ve süt teyzeler. Nitekim nesep ilişkisinde de süt hala ve sütteyzenin kızları ile evlenmek mümkündür.

5) Karısının sütannesi ve sütninesi.

6)    Sütbabanın sütanne dışındaki eşleri.

7) Sütoğlunun veya süt torunların eşleri.

İki süt hısımının aynı anda bir kişi­nin nikâhında bulunması da geçici evlenme engelidir. Buna göre iki kadından birisi erkek kabul edildiğinde diğeri ile süt hısımlığı sebebi ile evlen­mesi mümkün değilse bu iki kadın aynı anda bir nikâh altında olamaz.

Süt hısımlığı dolayısıyla evlenilmesi yasak olan erkekler şunlardır:

1) Sütbaba ve süt dedeler.

2) Süt oğlan, kızın ve oğlun sü­toğlu.

3) Süt oğlan kardeşler. Burada kas­tedilen sütannenin gerek nesep gerekse sütoğludur.

4) Süt dede ve ninelerin sadece oğulları. Yani süt amca ve süt dayı.

5) Kocasının sütbaba ve süt dedesi.

6) Sütannenin sütbabadan önceki veya sonraki eşi. Ancak bunun için sadece nikâh yetmez zifafa girmiş olma­ları da gerekir.

7) Sütkızının veya sütkız torunla­rın eşleri.

Süt hısımlığına dayanan evlenme yasağını ifade etmek üzere akılda kalmasını kolaylaştırmak amacı ile bir kural zikredilir.

Şöyle ki; Emene em­zirenin küllü haram, emzirene emenin şahsı haramdır. Başka bir ifade ile süt emen çocuk evlenme açısından süt em­diği kadının çocuğu kabul edilir. Süt emziren kadının çocuğu bu aileden kimlerle evlenemezse sütçocuk da on­larla evlenemez. Buna karşılık süt emen çocuğun ailesi ile süt emdiği aile ara­sında herhangi bir evlenme engeli doğ­maz. Buna göre sütbaba sütçocuğun öz annesi veya öz kardeşi ile evlenebi­lir. Keza sütkardeşin öz annesi ve öz kardeşi ile de evlenmekte bir sakınca yoktur.

Soru :* Hayızlı, nifasli ve cünüp kişiler secde ayetini dinlediklerinde veya okuduklarında tilavet secdesi yapmalari vacip olur mu?

*
*CEVAP:*

?Hayızlı veya nifaslı hanımların Kur’andan ayet okumaları haram olduğu için okumakla günahkar olurlar.

?Buna rağmen şayet okurlar ve okudukları ayet-i kerime secde ayeti olursa; tilavet secdesi yapmaları gerekmez.

?Ayrıca başkasının okuduğu secde ayetini duymalarıyla da secde yapmaları gerekmez.

❗Cünüp bir kimse secde ayetini başkasından dinlerse de, – büyük bir günah olmakla beraber – kendisi okusa da tilavet secdesi yapması vacip olur. Çünkü namaz ehlidir.

?Bir kimse secde ayetini kendisi duymayacak kadar sessiz okursa, tilavet secdesi yapması vacip olmaz.

Hanımlara Mahsus Fıkhi Hükümler, Asuman Hocamz

Soru :* Hayizli ve nifasli kişilerin bu halde namaz kilmasi caiz midir?

*

*CEVAP:*

?Hayız ve nifas namazın hem vacip hem caiz hem de sahîh olmasına engeldir. (İbn-i Abidin c. 1s.190.Dürer s. 42)

?Hayız ve nifas halınde ki bir hanıma namazın vacip olmaması, namazın kendisinden düşmesi ve kazasının gerekmemesidir.

?Namazın sahîh olmasının şartlarından birisi hayız ve nifastan temiz olmak-hadesten taharet – olduğu için böyle bir hanımın namaz kılması sahîh ve caiz değildir. (Tahtavi s. 26. Dürer s. 42)

?Binaenaleyh namaz kılmaları caiz olmadığı hallerde namaz kılmakla günahkar olurlar.

?Çünkü temizlik halinde namaz kılan bir hanım Allah Teala ‘ya itaat ettiği için sevap kazanmaktadır. Zira temizlik halindeyken meşru olan namaz, oruç, tavaf ve Kur’ anı Kerim okumak gibi, Allah ‘a(cc) taat için yapılan ibadetler, hayız ve nifas halınde de onun (cc) emriyle terk edildiğinden dolayı yine sevap kazanılır.

?Hayız ve nifas halınde namazın caiz olmadığı, Kur’ anı Kerimin delil olarak sunduğu sünnet(hadis) ile sabittir.

• Allah Teala, Kur’an ı Mübinde; *Peygamber(sav) size ne verdiyse onu alın, ne yasakladıysa onu terk edin*(Haşr suresi 7)buyurmuştur.

• Bır başka ayeti kerime de de *Kim Rasule (sav.)itaat ederse, Allah Teala ‘ya itaat etmiş olur* buyurmaktadır.(Nisa s 80)

?Hayızlı hanımların, her namaz vaktinde abdest alarak seccadelerine oturmaları ve tespih etmeleri-sübhanallah- tehlil getirmeleri – la ilahe illallah-, tekbir getiremeleri-Allahü Ekber – müstehaptır.
Bir rivayete göre kıldıkları en güzel namazın sevabını kazanırlar.(Bahrur – Raik. 1s.203)

?Hayızlı ve nifaslı hanımlardan şükür secdesi ve tilavet secdesi düşer(İbn-i Abidin c1, s.191.Büyük islam İlmihali s. 180)

?Hayız günlerinde kılınmayan namazları kaza etmek mekruhtur. (Bahrur – Raik c.1, s.244)

Hanimlara Mahsus Fıkhi Meseleler, Asuman Hocamz

SORU :* Hayiz ve nifasli kadının oruç tutması caiz midir?

*
*CEVAP:*

?Hayız ve nifas, orucun sıhhatine ve caiz olmasına mani olmakla birlikte vacip olmasına mani değildir. (İbn-i Abidin c 1s.291,Dürer c1s. 42)

?Yani ramazan ayında hayızlı veya nifaslı olan hanımlara, o günlerin orucu vacip(farz) olmakla birlikte, o günlerde oruç tutmaları sahîh ve caiz olmadığı için günahkar olurlar.
Dolayısıyla Ramazan ayında hayız veya nifas olan sağlıklı hanımlar, bu günlerinde oruç tutmayıp bunları daha sonra kaza etmek zorundadırlar.

Hanımlar şayet hayız ve nifas hallerinde oruç tutarlarsa, günahkar oldukları gibi, o oruçları farz da olsa nafile de olsa kaza etmeleri gerekir.

?Her hanımın her ay hayız olması ve her gün beş vakit namazın bulunması sebebiyle namazın kazasında güçlük vardır. Oruç ise senede bir aydır ve kaza edilmesinde güçlük yoktur. (Bahrur-raik c.1, s.204; Hidaye s. 31)

?Hayızlı ve nifaslı hanımların oruç tutması haram olduğu gibi “oruçluya benzemek için yiyip içmemeleride haramdır” denilmiştir. (Hanım İlmihali H:C:Öğüt s. 70)

?Hayız ve nifas halınde tutulmayan oruçların kazalarını ard arda veya ayrı ayrı tutmaları caizdir.

?Ramazan ayında, gün içinde hayız ve nifastan temizlenen bir hanıma hayız akıntısı kesildiği andan itibaren – gusül almasa bile – yemek ve içmek helal değildir.

?Bir hanım nafile oruç tutarken hayız olsa, nafile ibadetler başlamakla vacip olduğu için, o orucu kaza etmesi gerekir.

?Ancak kaza tutarken hayız olursa, temizlendikten sonra yalnızca bir gün olarak kaza eder. Kaza orucu yarım kaldığı için fazladan bir gün daha kaza etmesi gerekmez.

*Hayızlı hanımın keffaret tutması*

?Hayız, oruç keffaretinin ve kaza ile adam öldürme keffaretinin arasını ayırmaz, fakat yemin keffaretinin arasını ayırır. ( Bahrur-raik c.1, s. 204)

?Yani ramazan ayında oruç tutma niyetiyle (düşüncesiyle) güne başladıktan sonra, kasten orucunu bozduğu, veya kaza ile adam öldürdüğü için keffaret tutan bir kimse keffaretin arasında hayız olduğunda orucunu yer, temizlendiğinde (hiç ara vermeksizin) oruca devam eder. Altmış günü tamamlar.

?Fakat bir kimse yeminini bozsa ve yemin keffareti olan üç gün oruca başlasa, üç gün tamamlanmadan hayız veya nifas olsa temizlendikten sonra tekrar yeniden başlar.

Hanımlara Mahsus Fıkhi Hükümler, Asuman Hocamz

SORU :* Kadinlar neden hayiz olurlar? Bu hal kadınların kulluklarinda bir kusur ve eksiliğe sebep olur mu?

*CEVAP*

?Rivayete göre ;İlk önce Havva validemiz cennette yasak ağaçtan yedikten sonra hayız olmuştur (İbn-i Abidin c1, s.284)

?(Meşakkat olması hasebiyle) Günahlara kefaret olan bu hal, Havva validemizin kızlarında da devam etmiştir.

?Allah – ü Teala Bakara suresinin 222.ayet-i kerimesinde *sana hayız dan soruyorlar. Deki; o(hayız hali) bir eziyettir*”buyurmaktadır.

?Eziyet olan herşey günahlara keffarettir.

?Abdülvehhal İmam Ayni, Umdetu-l Kari adlı eserinde;” *Hanımlar hayız ve nifas – loğusalık-hallerinde, namazı Allah’ın emriyle terk etmektedir. Allah’ın emrini yerine getirenlerin ise, sevap kazanacaklarında şüphe yoktur* buyuruyor.

?Hayız, Allah-ü Teala ‘nın Ademin kızlarına yazdığı- takdir ettiği- bir haldir.

Hanimlara Mahsus Fıkhi Meseleler, Asuman Hocamz