Ayakta idrar yapmak günah mıdır?

?Ayakta bevl etmek, tuvalet adabına aykırı olduğu gibi kişinin günaha girmesine de sebep olabilir.

Zira ayakta bevletmekten dolay, idrarın kişinin üzerine aff edilen dirhem miktarından fazla sıçraması ve namazın sıhhatine engel olması tehlikesi bulunmaktadır.

?Bu durumun kabir azabına sebeb Olduğu da rivayetlerden anlaşılmaktadır.

?Bu şekilde ihtiyaç giderme tıbben de zararlıdır. Çünkü ayakta idrar yapıldığında idrarın bir kısmı mesanede kalmakta, bu da hastalıklara sebeb olmaktadır.

Buhari ve Müslim, Abdullah İbni Abbas (r, a)’ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:

Rasûlullah (s.a.s.) iki kabrin yanından geçti ve şöyle buyurdu: “Bu kabirlerde yatanlar azap görmektedirler. Ama büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar.” Rasûlullah (s.a.s.) daha sonra sözüne şöyle devam etti: “Bunlardan birisi, insanlar arasında söz taşırdı. Diğeri ise bevilden (idrarını üzerine sıçratmaktan) sakınmazdı.”

(Buhari, Vudu, 56; Müslim, Taharet, 34; Nesai, Cenaiz, 166; Diğer rivayetler için bk. Beyhaki,Ebû Bekir Ahmed b. el-Hüseyin, “İşbatü Azabi’I-Kabr ve Suali’I-MeIekeyn”, Mektebetü’t-Turas, Kahire 115)

(alıntı; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Kişi bir bir Firma’da işe başlayacak. Ancak Firma alkol olsun, domuz eti olsun herhangi bir duyarlılığa sahip değil. Bu Firma’dan maaş alsa kazancına herhangi bir halel gelir mi?

Dinimizde yasak olan şeyleri yapmak haram olduğu gibi, böyle şeylerin yapılmasına rıza göstermek ve yardımcı olmak da haramdır!

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), haram bir maddeyi kullananla birlikte, onu imal eden, taşıyan, aracılığını ve sunumunu yapan kişilerin de aynı günaha girdiğini bildirmiştir. (Bkz. Ebû Dâvûd, Eşribe 2; İbn Mâce, Eşribe 6).

❌Bu itibarla bir müminin, dinen yasaklanan şeylerin yapıldığı iş yerlerinde çalışması günahtır❌

Bu günaha rağmen çalışmış olsa; kazancının bir kısmı haram fakat çoğu meşru olan bir iş yeri ise, çalışan kişinin aldığı maaş, gayrimeşru kazançtan ödenmediği sürece haram olmaz.

Lakin haram olan işlerin olduğu bölümde çalışmamak şartıyla!

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Hâşâ, “Allah’ın unuttuğu yer” ifadesi kişiyi dinden çıkarır mı?

Bu sözün gerçek manasını kastederek; hâşâ “Allah unutabilir, bazı şeylerin farkında olmayabilir” gibi bir düşünce ile söyleniyorsa şüphesiz elfâz-ı küfürdendir❗bu sözü söyleyen kişinin dinden çıkmasına sebep olur❗

Lâkin Tevbe suresi (67). ayette; “münafıklar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” buyrulmaktadır.

Yani burada mecazen; “Allah, onlara unutma muamelesinde bulunarak, onları rahmetinden mahrum etti” gibi bir mana kastedilir.

Dolayısıyla, “Allah’ın unuttuğu yer ifadesinde” de makul ve meşru bir mecazi mana kastediliyorsa; yani mesela, Allah’ın unutmak gibi, herhangi bir noksan sıfatı bulunduğu anlamını düşünmeksizin “Allah’ın unuttuğu yer sözünü, burada yaşayanların, mahrumiyet içerisinde olduklarını, Allah’ın onların tarafına bakmadığını” kast ederek söylemek gibi, o takdirde elfâz-ı küfürden olmasa da, şüphesiz ki bu sözün sarf edilmesi, akıllı bir mümine yakışan doğru bir davranış asla değildir!

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Kimlere selam verilmez?

Selam verilmeyecek kimseleri İki gruba ayırabiliriz:

1-Selam alıp vermekten daha Önemli ve faziletli işlerle meşgul olanlar;

  1. Kur’ân okuyana
  2. Kur’ân dinleyene
  3. Ezan okuyana
  4. Kamet getirene
  5. Cuma ve bayramlarda hutbe okuyana ve dinleyene
  6. İlimle meşgul olana
  7. Namazla meşgul olanlara
  8. Her çeşidiyle zikirle meşgul olana
  9. Yemek yemekte olanlara
  10. Uyumakta olan insanlara

2- Selam verilmeye elverişli ve layık olmayanlar;

Yurt dışındaki kafirlere

İslam diyannda yaşayan gayri müslim’lere

Günahı açıktan yapan fasıklara

Avretini Örtmeyenlere

Helada bulunana

İdrar yapmakta olana

Yalan, güldürü, gıybet, dedikodu vb. ile meşgul olana

İnsanlara sövene

Şarkı ve çalgı ile meşgul olana

Zinakar kişiye

Fal bakana

Dinde olmayan şeyleri uydurup dine sokan bidat ehline

Kumar oynayana

İçkici kimselere

Mübah olmayan tavla, satranç gibi oyunları oynayana

(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Kişi, yaptığının günah olduğunu bilmeden yapsa günahkar olur mu?

?Dârülislâm’da bulunan kişinin, dinin kesin hükümlerini bilmemesi, başlı başına günah sayıldığı için, böyle bir kişinin bu tür hükümleri bilmemesi, mazeret olarak kabul edilmemiştir.

?Aksi halde günahtan aklanma gerekçesi olarak başka bir günaha dayanılmış olur. Bu hususu vurgulamak üzere Zerkeșî bilgisizliğin mazeret sayılmasının bir kolaylık hükmü olduğunu, yoksa bizâtihi cehle bağlanan bir sonuç olmadığını belirtir ve

İmam Şâfiinin şöyle dediğini nakleder; “Eğer cahil cehlinden ötürü mâzur sayılsaydı bilgisizlik İlimden üstün tutulmuş olurdu”

(El-Menşûrfi’I-kavâ H, II, 16-17).

İnsanların, işlediği hayırlı amelleri tahkiki bir bilgi ile yapmaları hâlinde alacakları sevap, taklidi olarak yapılan bir amelden daha fazladır.

Aynı şekilde bilerek İşlenen bir günahın cezası ile günah olduğunu bilmeden işlenen günahın cezası da bir değildir.

?Bununla beraber, kişi öğrenmesi gereken bir bilgiyi, ihmalinden dolayı Öğrenmemiş ve bundan dolayı günaha girmiş İse, sorumluluğu da azalmayacaktır!

(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Kadın, mahremi olmadan sefere çıkabilir mi?

Ebû Said El-Hudînin (ra.) rivayetine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur;

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, beraberinde babası, oğlu, kocası, kardeşi yahut nikâhı haram olan bir erkek olmaksızın, üç gün veya daha fazla süren bir yolculuğa çıkması helâl değildir.”

⚠️Hanefi âlimlerine göre, bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olan bir erkek bulunmadığı hâlde, yürüyerek üç gün süren (90 km) veya daha fazla mesafeye yolculuk edemez.

⚠️Fakat bundan az mesafeye, beraberinde bunlardan kimse olmaksızın yolculuk etmesi caizdir.

Buhârî ve Müslim’in, İbn-i Abbas’tan (r.a.) rivâyet ettiklerine göre o şöyle demiştir; Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Bir kadın yamnda mahremi olmadan yolculuğa çıkmasın. Bir erkek, yanında mahremi olmadan (yabancı) bir kadının yanına girmesin (onunla başbaşa kalmasın)” Bunun üzerine bir adam (ayağa kalkarak); Ey Allah’ın elçisi! Ben, șu ve șu gazvelere katılmak üzere orduyla beraber çıkmak istiyorum. Benim karım ise hac etmek istiyor (ne yapayım)? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu; Onunla (karınla) beraber yola çık.” (Buhârî; hadis no: 1729. Müslim; hadis no: 2391)

⚠️Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz (s.a.s.), kadının mahremsiz hac yolculuğuna dahi gitmemesi için, kocasının orduya katılmaktan geri kalmasını uygun görmüştür.

⚠️Dolaysıyla Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, mahremsiz seferî mesafe yolculuk yapması caiz değildir.

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Cenazenin müstakil bahçeli evin içerisine defnedilmesi caiz olur mu?

Öncelikle; sünnet olan ölülerin umumî kabristana defnedilmeleridir.

İbn-i Kudâme bu konuda şöyle demiştir: “Ebu Abdillah (İmam Ahmed bin Hanbel), ölünün müslümanların kabristanına defnedilmesini, evlere defnedilmesinden daha çok ister ve tercih ederdi. Çünkü ölüyü müslümanların kabristanına defnetmek, hayatta kalan vârislerine daha az zarar verir.

Ayrıca müslümanların kabristanı, âhiret meskenlerine benzer, orası ölü için daha çok duâ edilen ve kendisine daha çok rahmet okunan yerdir.

Sahâbe ve tâbiîn, ölülerini çöllere ve boş arazilere defnetmişler, onlardan sonra gelen müslümanlar da bu şekilde yapmaya devam edegelmişlerdir.

☝?Şayet şöyle bir soru sorulsa: “Peki niçin Peygamber Efendimiz sallallah u aleyhi ve sellem iki arkadaşı hz. Ömer ve hz. Ebubekir (r.a.) ile birlikte defnedilmiştir?’

??Ona şöyle cevap verilir: Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber Efendimiz (s.a.s.), kabri mescit edinilmesin diye böyle yaptı.” (Buhârî)

Ayrıca Rasûlullâh Efendimiz (s.a.s.) ashâbını umûmî olan Bakî kabristanına defnediyordu. Onun fiili, başkasının fiilinden daha önce gelir ve ümmet için bu örnek alınmalıdır.

Ashâbının, onu evine defnetmesi ise, O’nun böyle tahsis edilmesini uygun gördükleri içindir. Çünkü rivâyet olunduğuna göre Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Nebiler, öldükleri yere defnedilirler.” Bunun yanın’da O’nun kendi evine defnedilmesi, onu sık sık gelen ziyâretçilerden korumak ve onu başkasından ayırt etmek İçindir.” (‘el-Muğnî’, c: 2, s: 193)

Fakat müslümanı kabristana defnetmek mümkün değil ise ve onu defnetmek için de evinden başka bir yer yoksa, bu takdirde onu evine defnetmekte bir sakınca yoktur. Nitekim İmam NevevÎ bu konuda şöyle demiştir: “Ölü, eve veya kabristana defnedilebilir. Fakat kablistana defnetmek daha fazîletlidir.” (‘Şerh u’l-Muhezzeb”, c: 5, s: 245)

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Kadının Ferace veya çarşafın altına pantolon giyinmesi caizmi?

İslam’da yasak olan kadın-erkek benzemesi; giyim-kuşamda, hal-hareket ve benzeri konularda erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemesidir.

Bu nedenle kadınların erkek kıyafeti olan pantolon giymesi caiz değildir


Rasûlullah (s.a.s.), ‘kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti.’ (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh 22)

“Rasûlullah (s.a.s.), kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti.” (Buhari, Libâs 61)

“Rasûlullah (s.a.s.), kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti.” (Ebû Dâvûd, Libas 28; bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 2/325)

(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

200 tl değerinde bir eşya bulunduysa ve aradan 1 sene kadar geçmesine rağmen sahibi çıkmadıysa bu eşyanın hükmü nedir?

Başkalarının rızası olmadan mallarını ellerinden almak caiz olmadığı gibi, kaybettikleri mal ya da eşyayı alıp sahiplenmek de caiz değildir.

Bir kimse bir yerde bir miktar para veya eşya bulsa onu sahibine vermek üzere alabilir. Ancak, sahiplenmek üzere alması başkasının malını gasp etmek hükmündedir❗

Bulunduğu yerde bırakıldığı takdirde telef olmasından korkulan bir şeyi sahibine vermek üzere almak vacip; telef olmayacak şeyleri almak ise mubahtır.

Bir kimse bulduğu bir şeyi alırken, onu sahibine teslim etmek üzere aldığına çevresindekileri şahit tutar.

Bulunan eşyanın sahibi çıkar ve onun kendisine ait olduğunu ispat ederse eşyayı ona teslim eder (Kâsânî, Bedâî’, VI, 200-201).

Buluntu eşya, onu sahibine vermek üzere alanın yanında emanet durumundadır. Bir kusuru olmaksızın bu mal kaybolsa veya telef olsa, sahibi çıktığında bedelini ona ödemekle yükümlü olmaz (İbn Nüceym, el-Bahr, V, 162, 163).

??Buluntu eşyayı elinde bulunduran kimse bunu malın değerine göre uygun görülen bir süre ilan eder ve bekler.

Sahibi çıkmazsa o malı yoksul kimselere sahibi adına tasadduk eder; kendisi muhtaç ise ondan istifade edebilir. ⚠️Ancak, daha sonra sahibinin çıkması halinde, bedelini öder⚠️

Sahibinin aramayacağı bir tek hurma, bir dilim ekmek gibi düşük değerli şeyler ise beklemeye gerek kalmaksızın ihtiyaç sahiplerine verilebilir; bulanın ihtiyacı varsa o da kullanabilir (Serahsî, el-Mebsût, XI, 2, 3).

(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)

Erkek altın yüzükle namaz kılarsa namazı iade etmesi gerekirmi?

Namazın vaciplerinden birinin kasıtlı olarak terk edilmesi gibi, namazla ilgili olan bir fiil sebebiyle namaz içerisinde işlenen tahrimen mekruh olan bir günahtan dolayı namazın iadesi vacip olur.

??Fakat namazla ilgili olmayan bir fiil sebebiyle namaz içerisinde işlenen günahtan dolayı namazın iadesi gerekmez.

(Ismail Hakkı Yelkenci hc.)