Aylık arşivler: Ağustos 2018

MEKRUH VAKITLER VE BU VAKITLERDE NAMAZ KILMANIN HÜKMÜ

Beş vakit vardır ki, onlara Mekruh Vakitler denir.

Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.

İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir.

Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.

Dördüncüsü: Fecr-i Sadık’ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.

405- Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir, ne de evvelce okunmuş bir secde ayeti için tilavet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa, iadeleri gerekir.

Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez.
Çünkü bu kerahet, nafile namazların sağlıklı olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine raslayan bir nafile namazı bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.

Bu üç vakit, ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, hak dine saygının gereğidir.

Diğer iki kerahet vaktinde ise, yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı, tilavet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.

406- Güneşin batışı halinde, yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınamaz. Çünkü kamil bir vakitte vacib olan bir ibadet, nakıs olan (keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise, ibadetlerin noksanlığına sebebdir.

Güneşin doğuşuna raslayan herhangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse, daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa, namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur.

407- Tam zeval anına raslayan bir namaz farz veya vacib ise, bozulur. Eğer nafile ise, mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebû Yusuf’dan bir rivayete göre, cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve kerahati yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca, artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur. Zeval vakti için namaz vakitleri bölümüne bakılsın.

408- Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı, o vakitte secde yapılabilir. Fakat bu secdeyi kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyle ki, faziletli olan, bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek mendubdur.

409- Güneşin batışından sonra daha akşam namazını kılmadan nafile namazı kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır.

410- Cuma günü imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra nafile bir namaza başlamak mekruhtur.

411- İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasında ve bu hutbelerden sonra bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.

412- Mekruh olmayan bir vakitle başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacib olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilemez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kazası gerekir.

413- Güneş doğduktan sonra görünüşüne göre bir veya iki mızrak boyu yükselmesi ile kerahet vakti çıkmış olur. Artık istenilen nafile ve kaza namazları kılınabilir. Bu zamanı belirlemek için başka kolay bir usul de vardır. Şöyle ki:

Çeneyi göğse dayayarak güneşe bakmalı; eğer güneş ufuktan yükselmiş olmasından dolayı görünmezse, kerahet vakti çıkmış demektir.
Büyük İslam İlmihali

ADAK HAKKINDA DETAYLI AÇIKLAMA :

Adakta bulunan kimse, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi caiz olmayan anasına, babasına, dedesine, evladına, torununa, kocasına veya karısına, fakir olsalar da, yediremez.

Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir. Yeniden hayvan kesmek gerekmez.

Akrabasından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi caiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Kardeş, kayınvalide, kayınpeder, gelin, üvey anne, üvey baba, üvey evlat, süt anne, süt baba, süt çocuk ve süt kardeş de yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakirlere verir. (Hindiyye)

 

Spiral kullanmak caizmidir

Bunu bilmek için öncelikle doğum kontrolünde kullanılacak yöntemlerden herhangi birinin caiz olması için gerekli olan şartları bilmek lazımdır. Bunlar ise;
?1. O yöntemin sağlık açısından erkek veya kadına bir zararı dokunmuyor olması,
?2. Eşlerin ikisinin de o yönteme razı olması, birinin itiraz etmiş olmaması,
?3. Yöntemin döllenme olmadan mani olması, rahimdeki mevcut cenine zarar vermemesi şarttır.

Bu durumda spiral kullanmanın dinimize göre iki türlü mahsuru vardır.

*1. mahsur* :
Spiralin mevcut cenine zarar vermesi.
Şöyle ki spiralin etki mekanizması ya döllenmeyi engellemek ya da rahmin kimyasını bozarak döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesini engelleyerek *düşürmek* şeklinde olmaktadır.

Yani spiral kullanan bir kadın hiç farkına bile varmadan bazı aylarda 8-10 günlük düşükler olabilmektedir.
Ancak hem kadın spiral taktırmış olup hem de erkek kendine mahsus yöntemlerle korunmuş olursa bu mahsurun ortadan kalktığı düşünülebilir.

*2. Mahsur** ise “zaruret olmaksızın avret yerinin açılmasının caiz olmaması” dır.

Bilindiği üzere spiral kullanımı bireysel olarak mümkün olmayıp ancak doktorun uygulaması ile mümkün olabilmektedir. Bu ise kadının ağır avretinin başka biri tarafından görülmesi demektir ki zaruret olmaksızın *bayan bile olsa* bir kadının avretini eşinden başka hiç kimsenin görmesi caiz değildir.

Bu kural, doğum yaptıran ebe için bile geçerlidir. Zaten ebenin doğum yapacak kadının ağır avretine bakmasına izin verilmesi, ebenin kadın olmasından ötürü değil o durumda bakmanın zaruret olmasından dolayıdır.

Dolayısıyla bir kadının doktorda avretinin açılması ancak tıbbî bir gerekçe ve sağlık sorunu ile caiz olur. Her hangi bir sağlık sorunu olmayıp sadece hamileliği engellemek için bu cihazı taktırmak ise avret yerinin açılması için bir zaruret değildir.
Ancak mesela bazı durumlarda doktorların hamileliği engellemek için değil de hasta olan rahmi tedavi için gerekli gördükleri hormonlu spirali taktırmak caiz olur.
Bazen de tıbbî gerekçe dışında bir zaruret de söz konusu olabilir. Bu ise mesela kadının kendisine çocuk emanet edilemeyecek derecede bir engelinin olması gibidir ki bu da ancak fetva ehline danışarak kararlaştırılmalıdır.

Hulasa; yukarıda anlatılan iki mahsurdan dolayı spiral taktırmak tasvip edilmemiştir.

SORU :* Bir kimse, “hastam iyileşirse bir koyun kurban edeceğim” der ve hastası iyileşirse, koyunu kurban bayramında mı kesmesi gerekir ?

*CEVAP:*

?Bu sözü sarfeden kişi adakta bulunmuştur. Artık hastası iyileşirse adağını yerine getirmesi (bir koyun kesmesi) vaciptir.

?“Bir koyun kurban edeceğim” sözündeki “Kurban” kelimesi, kurbanın tarifinde de ifade ettiğimiz gibi, kurban bayramı günlerinde kesilen hayvan için kullanılan bir kelimedir. Buna binaen bu koyunun kurban bayramı günlerinde kesilmesi gerekir.

?Ancak ülkemizde, müslümanların örfünde gerek kurban bayramı günlerinde, gerekse başka günlerde Allah Celale Celalühu için kesilen bütün hayvanlara “kurban” denilmektedir.

❗Bu itibarla; bu şekilde adakta bulanan Müslüman kardeşimiz hastası iyileştiğinde kurban bayramının gelmesini beklemeden bir koyun keserek vazifesini yerine getirebilir.

Hüsamettin VANLIOĞLU

SORU :* Hangi kusurlar hayvanın kurban edilmesine mani olur ?

*

*CEVAP:*

Allah`a kurbiyet ve ibâdet maksadıyla kesilecek hayvanların kusursuz ve ayıpsız olmasına Müslümanların dikkat etmeleri, Peygamberimizin (asm) birçok hadîslerinde emredilmiştir.

Bu ayıplar iki kısma ayrılır:

*a) Hayvanın kurban edilmesine dînen mâni olan büyük özürler.*

1) İki veya bir gözünün kör olması,

2) Kesilecek yere yürümeye gücü yetmeyecek derecede topal olması,

3) İki veya bir kulağı kesik veya kulağının yarısının kopuk olması,

4) Doğuştan dişsiz veya dişlerinin çoğu dökülmüş olması,

5) Boynuzlarının ikisi veya birinin kökünden kırılmış olması ,

6) Doğustan kuyruksuz veya kuyruğunun yarısının kesilmiş olması,

7) Memelerinin uçları doğuştan olmayan veya kopmuş veya kurumuş olması,

8) Kemiklerinde ilik kalmayacak kadar zayıf ve düşkün hayvan,

9) Burnu kesik olması,

10) Dili tamamen veya çoğu kesik olan sığır kurban edilmez. Fakat dili kesik olan koyun kurban olur. Çünkü sığır, otu diliyle yer; koyun ise dişiyle yer.

10) Zaptu rabt altına alınıp sürüye gönderilemeyecek kadar çok deli olması,

11) Ön veya arka ayaği kesik olmasi veya doğuştan olmaması,

12) Devamlı pislik yiyen hayvanın, usûlü üzere temizlenmedikçe kurban edilmesi câiz olmaz. (Bu durumda deve ve sığırın 10, koyun ve keçinin 4 gün ayrı bir yere kapatılarak pislik yemesi önlenir.)

13) Aşikar bir şekilde ağır hasta olması,

*b) Hayvanın kurban edilmesine mani olmayan az kusurlardır.*

Az kusurlu olan hayranları kurban etmek sahih olsa da duruma göre kerahatten kurtulamaz. Bu yüzden mümkün olduğu kadar kusurlardan uzak; salim sihhatli ve semiz hayvan kurban etmek takvanin gereğidir

Az kusurlu sayılan hayvanlar şunlardır:

1) Gözleri şaşı veya zayıf gören hayvan.

2) Bir ayağı topal, fakat diğer üçü ile aksayarak da olsa yürüyebilen hayvan.

3) Doğuştan boynuzsuz veya boynuzu az kırılmış hayvan.

4) Kulakları delik ve yarık veya kulak uçları sarkmış ve kesilmiş hayvan.

5) Dişlerinin bâzısı düşmüş hayvan.

6) Otlamasına mâni olmayacak derecede az deli hayvan.

7) Kuyruğunun veya kulağının bir kısmı kesik (üçte ikiden fazlası var) olan hayvan.

8) Doğuştan küçük kulaklı hayvan.

9) Uyuz, fakat semiz hayvan.

10) Tenasül uzvu iptal edilmiş, yani, burulmuş hayvan…

Fıkhı Meseleler
Büyük İslam İlmihali

SORU :* Alınan kurban kesilmeden önce kaybolsa veya çalınsa yerine başka kurban almak gerekir mi ?

*
*CEVAP:*

?Kurban için alınan hayvan çalındıktan veya kaybolduktan sonra onun yerine başkası alınıp ondan sonra nahr (kurban kesme) günleri içinde bulunsa, bakılır:

?Sahibi zengin ise bu iki kurbandan dilediğini keser. Ancak sonradan almış olduğu hayvanın kıymeti ilk hayvandan daha az olur da bunu kesmiş olursa, aradaki kıymet farkını sadaka olarak vermesi gerekir.

?Fakat kurban sahibi fakir ise o iki hayvanı da kesmesi gerekir. Çünkü bu kurbanlar fakir hakkında birer adak yerindedir.

?Kaybolan kurbanlık yerine alınan ikinci kurbanlık hayvan daha kesilmeden nahr günlerinden sonra önceki kayıp hayvan bulunsa, bunların sahibi hiç birini kesmez, bunların en kıymetlisini sadaka olarak verir.

BÜYÜK İSLAM İLMİHALİ

?????????

SORU :* Kurban etmek için satın alınan hayvana daha sonradan başkalarını ortak yapmak caiz mi?

*
*CEVAP:*

?Büyükbaş hayvanların ortaklığında ortaklığın satın alma esnasında kurulmuş olması esas kabul edilir. Ayrıca satın alma esnasında kurulan ortaklığın caiz olduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.

?Hayvanın kurban edilmek için satın alınıp sonradan başkalarının ortak edilmesi ibadetten geri dönüş anlamını barındırmaktadır.

?Zenginin kurban etme niyetiyle satın aldığı deve veya sığıra sonradan altı kişinin ortak olması imamı Ebu Hanife’ye göre mekruhtur. Fetva da buna göredir.

❗Bu durumda, tek başına kesmeye niyet ettiği için ortaklarından alacağı parayı tasadduk etmelidir. Çünkü yedide bir hisseden fazlası kendisine vacip değilken, bu hayvanı satın almayla tümünü kendisine vacip kılmıştır.

?Fakirin kurban etmek niyetiyle satın aldığı hayvana, sonradan başkalarını ortak etmesi caiz görülmez. Çünkü fakirin, yükümlü olmamasına rağmen, kurbanı satın almakla kendine vacip kılmış olur. Vacip olarak taayyün eden bu yükümlülük ortaklık kabul etmez.

❗Buna rağmen ortak alınırsa hissenin kıymetini tazmin eder. (El-İhtiyar)

Fıkhı Meseleler