Sünnette böyle bir uygulama yoktur. Ancak arzu edilirse şükür olarak namaz kılınabilir.
(Alıntı :Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
Sünnette böyle bir uygulama yoktur. Ancak arzu edilirse şükür olarak namaz kılınabilir.
(Alıntı :Ismail Hakkı Yelkenci hc.)
? Akvaryum ortamında doğup büyümüş dışarıda yaşama imkanı olmayan balıkların beslenmesi, gereksiz masraflarla israfa kaçmamak, vazifelerini ihmal ederek vakit israfında bulunmamak şartıyla caiz olur.
?Ancak en doğrusu, özgürlük hakkına sahip olan bu canlıların bu ortama hapsedilmesine katkıda bulunmayıp, özgürlüğüne kavuşmaları için çaba göstermektir.
(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
✨Sarığı iki omuz ortasından ve sağ taraftan sarkıtmak sünnettir.
✨Peygamber Efendimizin (s.a.s.) Hz. Ali’ye giydirdigi “es-Sehâb = Bulut” adında bir sarığı vardı. Sarığın altından takke (kalensuve) giyerdi. Takkeyi sarıksız, sarığı da takkesiz giydiği olurdu.
✨Sarık giydiği zaman ucunu iki omuzu arasından sarkıtırdı.Nitekim Amr b. Hurays (r.a.) şunu nakleder: “Allah Rasûlünü minberde, başında siyah bir sarık varken gördüm. Sarığın iki ucunu iki omuzu arasına sarkıtmıştı.” (Ebû Davûd, Libas 24; Beyhakî, es-Sünen, 3/246)
(alıntı; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
? Hanefî mezhebinde abdesti bozan uyku; kalçanın yere iyice oturmadığı veya yan üzere yaslanarak ya da her hangi bir şeyin üzerine kapanmış olarak uyumaktır.
? Çünkü yan üzere yatmak ve benzeri hâller mafsalların gevşemesinin sebebidir.
??Ancak kalçasını yere, bir bineğin sırtına ve buna benzer bir zemine yerleştirmiş olarak oturup uyuyan bir kimsenin abdesti bozulmaz.
? Herhangi bir şeye yaslanıp, yaslandığı bu şey çekildiği takdirde düşecek olursa ve kalçaları da yerde değilse, abdesti bozulur. Çünkü bu şekilde bir yaslanma ile gevşeme hâli, nihaî noktasına ulaşır.
NAMAZDA ISE; kıyamda, rükûda veya sücutta iken veya namazın dışında bu hâllerde iken uyumak ile abdest bozulmaz. Çünkü nisbeten kendisini tutmak özelliği devam etmektedir. Çünkü tutmak özelliği olmasa idi düşerdi, dolayısıyla tam bir gevşeme hasıl olmaz. Buna dair deliller bir takım hadislerdir ki;
İbni Abbas’ın rivayet ettiği Şu hadis onlardan birisidir: “Secde hâlinde iken uyuyan bir kimse, yanı üzere yatmadığı sürece abdest gerekmez. Yan üzere yattığı takdirde ise mafsalları gevşemiş Olur.” (Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir, Neylü’l-Evtâr, I, 193.)
(alıntı; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
?Ayakta bevl etmek, tuvalet adabına aykırı olduğu gibi kişinin günaha girmesine de sebep olabilir.
Zira ayakta bevletmekten dolay, idrarın kişinin üzerine aff edilen dirhem miktarından fazla sıçraması ve namazın sıhhatine engel olması tehlikesi bulunmaktadır.
?Bu durumun kabir azabına sebeb Olduğu da rivayetlerden anlaşılmaktadır.
?Bu şekilde ihtiyaç giderme tıbben de zararlıdır. Çünkü ayakta idrar yapıldığında idrarın bir kısmı mesanede kalmakta, bu da hastalıklara sebeb olmaktadır.
Buhari ve Müslim, Abdullah İbni Abbas (r, a)’ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir:
Rasûlullah (s.a.s.) iki kabrin yanından geçti ve şöyle buyurdu: “Bu kabirlerde yatanlar azap görmektedirler. Ama büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar.” Rasûlullah (s.a.s.) daha sonra sözüne şöyle devam etti: “Bunlardan birisi, insanlar arasında söz taşırdı. Diğeri ise bevilden (idrarını üzerine sıçratmaktan) sakınmazdı.”
(Buhari, Vudu, 56; Müslim, Taharet, 34; Nesai, Cenaiz, 166; Diğer rivayetler için bk. Beyhaki,Ebû Bekir Ahmed b. el-Hüseyin, “İşbatü Azabi’I-Kabr ve Suali’I-MeIekeyn”, Mektebetü’t-Turas, Kahire 115)
(alıntı; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
Dinimizde yasak olan şeyleri yapmak haram olduğu gibi, böyle şeylerin yapılmasına rıza göstermek ve yardımcı olmak da haramdır!
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), haram bir maddeyi kullananla birlikte, onu imal eden, taşıyan, aracılığını ve sunumunu yapan kişilerin de aynı günaha girdiğini bildirmiştir. (Bkz. Ebû Dâvûd, Eşribe 2; İbn Mâce, Eşribe 6).
❌Bu itibarla bir müminin, dinen yasaklanan şeylerin yapıldığı iş yerlerinde çalışması günahtır❌
Bu günaha rağmen çalışmış olsa; kazancının bir kısmı haram fakat çoğu meşru olan bir iş yeri ise, çalışan kişinin aldığı maaş, gayrimeşru kazançtan ödenmediği sürece haram olmaz.
Lakin haram olan işlerin olduğu bölümde çalışmamak şartıyla!
(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
Bu sözün gerçek manasını kastederek; hâşâ “Allah unutabilir, bazı şeylerin farkında olmayabilir” gibi bir düşünce ile söyleniyorsa şüphesiz elfâz-ı küfürdendir❗bu sözü söyleyen kişinin dinden çıkmasına sebep olur❗
Lâkin Tevbe suresi (67). ayette; “münafıklar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” buyrulmaktadır.
Yani burada mecazen; “Allah, onlara unutma muamelesinde bulunarak, onları rahmetinden mahrum etti” gibi bir mana kastedilir.
Dolayısıyla, “Allah’ın unuttuğu yer ifadesinde” de makul ve meşru bir mecazi mana kastediliyorsa; yani mesela, Allah’ın unutmak gibi, herhangi bir noksan sıfatı bulunduğu anlamını düşünmeksizin “Allah’ın unuttuğu yer sözünü, burada yaşayanların, mahrumiyet içerisinde olduklarını, Allah’ın onların tarafına bakmadığını” kast ederek söylemek gibi, o takdirde elfâz-ı küfürden olmasa da, şüphesiz ki bu sözün sarf edilmesi, akıllı bir mümine yakışan doğru bir davranış asla değildir!
(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
Selam verilmeyecek kimseleri İki gruba ayırabiliriz:
1-Selam alıp vermekten daha Önemli ve faziletli işlerle meşgul olanlar;
2- Selam verilmeye elverişli ve layık olmayanlar;
Yurt dışındaki kafirlere
İslam diyannda yaşayan gayri müslim’lere
Günahı açıktan yapan fasıklara
Avretini Örtmeyenlere
Helada bulunana
İdrar yapmakta olana
Yalan, güldürü, gıybet, dedikodu vb. ile meşgul olana
İnsanlara sövene
Şarkı ve çalgı ile meşgul olana
Zinakar kişiye
Fal bakana
Dinde olmayan şeyleri uydurup dine sokan bidat ehline
Kumar oynayana
İçkici kimselere
Mübah olmayan tavla, satranç gibi oyunları oynayana
(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
?Dârülislâm’da bulunan kişinin, dinin kesin hükümlerini bilmemesi, başlı başına günah sayıldığı için, böyle bir kişinin bu tür hükümleri bilmemesi, mazeret olarak kabul edilmemiştir.
?Aksi halde günahtan aklanma gerekçesi olarak başka bir günaha dayanılmış olur. Bu hususu vurgulamak üzere Zerkeșî bilgisizliğin mazeret sayılmasının bir kolaylık hükmü olduğunu, yoksa bizâtihi cehle bağlanan bir sonuç olmadığını belirtir ve
İmam Şâfiinin şöyle dediğini nakleder; “Eğer cahil cehlinden ötürü mâzur sayılsaydı bilgisizlik İlimden üstün tutulmuş olurdu”
(El-Menşûrfi’I-kavâ H, II, 16-17).
İnsanların, işlediği hayırlı amelleri tahkiki bir bilgi ile yapmaları hâlinde alacakları sevap, taklidi olarak yapılan bir amelden daha fazladır.
Aynı şekilde bilerek İşlenen bir günahın cezası ile günah olduğunu bilmeden işlenen günahın cezası da bir değildir.
?Bununla beraber, kişi öğrenmesi gereken bir bilgiyi, ihmalinden dolayı Öğrenmemiş ve bundan dolayı günaha girmiş İse, sorumluluğu da azalmayacaktır!
(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)
Ebû Said El-Hudînin (ra.) rivayetine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur;
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, beraberinde babası, oğlu, kocası, kardeşi yahut nikâhı haram olan bir erkek olmaksızın, üç gün veya daha fazla süren bir yolculuğa çıkması helâl değildir.”
⚠️Hanefi âlimlerine göre, bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olan bir erkek bulunmadığı hâlde, yürüyerek üç gün süren (90 km) veya daha fazla mesafeye yolculuk edemez.
⚠️Fakat bundan az mesafeye, beraberinde bunlardan kimse olmaksızın yolculuk etmesi caizdir.
Buhârî ve Müslim’in, İbn-i Abbas’tan (r.a.) rivâyet ettiklerine göre o şöyle demiştir; Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Bir kadın yamnda mahremi olmadan yolculuğa çıkmasın. Bir erkek, yanında mahremi olmadan (yabancı) bir kadının yanına girmesin (onunla başbaşa kalmasın)” Bunun üzerine bir adam (ayağa kalkarak); Ey Allah’ın elçisi! Ben, șu ve șu gazvelere katılmak üzere orduyla beraber çıkmak istiyorum. Benim karım ise hac etmek istiyor (ne yapayım)? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu; Onunla (karınla) beraber yola çık.” (Buhârî; hadis no: 1729. Müslim; hadis no: 2391)
⚠️Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz (s.a.s.), kadının mahremsiz hac yolculuğuna dahi gitmemesi için, kocasının orduya katılmaktan geri kalmasını uygun görmüştür.
⚠️Dolaysıyla Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, mahremsiz seferî mesafe yolculuk yapması caiz değildir.
(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)