Kategori arşivi: Genel

Düşük yapan bir kadın Ramazan orucu tutmak zorunda mı?

?Islâm fıkhında düşük yapma, gelişim sürecinde olan bir bebeğin saç, tırnak, el, ayak, parmak ve benzeri uzuvlarının belirginleşmesinden sonra anne karnından atılmasına denir.

?Anne karnında uzuvları belirginleşmiş böyle bir bebeği düşük yapmak hüküm cihetinden aynı doğum gibidir.

?Yani tıpkı normal doğum yapan kadınlar gibi böyle düşük yapan kadınların da lohusalığı başlayacaktır.

?Tabi ki lohusalık günleri boyunca bu kadın Ramazan orucunu da tutmayacaktır.

?Ancak çocuğun uzuvları belirmeden önce düşmüşse fıkhen bu tam bir düşük olarak kabul edilmeyerek görülen kanamalarda kadın lohusa sayılmaz! Bu durumda kadın gördüğü kana hayız meselesi olarak bakacaktır.

((Ismailağa dini meseleleri danışma derneği)

Dilaltı hapı orucu bozar mı?

✨Dilaltı, bedende var olan kılcal damarlar açısından fazlaca damara sahip ve emme yetisi yüksek olan bölgedir.

✨Hanefi kaynaklarında; ‘cilt üzerinde’ bulunan gözeneklerin ilaç nitelikli olan veya olmayan bir maddeyi emerek beden içerisine iletmesinin orucu bozmayacağı açıkça beyan edilmiştir.

✨Dilaltı hapı ağızda erirken ondan bir şey yutulmazsa oruç bozulmaz. Ancak hap tamamen eridikten sonra eriyen hapın tükürükle karışmış sıvısı da yutulmamalıdır. Aksi takdirde erimiş hapın, içinde bulunduğu tükürük yutulursa oruç bozulur.

(Ismailağa dini meseleleri danışma derneği)

Ramazan’da gün içerisinde âdeti biten kadın ne yapmalıdır?

?Ramazân’da gün içerisinde âdeti bitip temizlenen kadın o anda oruç tutmaya ehliyet sahibi olur. Ancak böyle olsa da oruç başlamadan önce yani geceden temizlenemeyip adeti gün içine sarktığı için o günün orucunu tutamayacaktır.

?Fakat bu kadın temizlendiği o andan itibaren günün kalan kısmında oruçlu gibi hareket etmeli, yemeden içmeden akşama kadar beklemelidir.

?Üstelik böyle yapması da vaciptir. Çünkü Ramazân ayı hürmetli bir aydır. Böyle olduğu için kadınsal özrü kalkmış ve temizlenmiş kimseler o andan itibaren kendilerini oruçlulara benzeterek bu vakte hürmet etmek zorundadır.

(Ismail ağa dini meseleleri danışma derneği)

Kedinin sidiği necis midir ve namaza mâni midir?

?Hanefi mezhebine göre, kedilerin sidiği dokundukları kapları ve içine düştüğü suyu pisleştirir.

?Bu sular necis hükmünde olup kullanılmaz. Bu kapları yıkamadan kullanmak da caiz değildir.

?Elbiseye bulaşması durumunda ise elbiseyi kirletip kirletmeyeceği hususunda iki görüş vardır:

1. görüşe göre, zaruret olduğu için elbiseye bulaşmasıyla elbiseyi kirletmez. Kedi sidiğinin bulaştığı elbise temizdir.

2. görüşe göre ise kedi sidiği pis olup bulaştığı elbiseyi pisleştirir ve necis kılar.

??Bu durumda şöyle amel edilebilir: Bir kişinin elbisesine kedi sidiği bulaşsa, mümkünse bu kişi namaz kılacağı zaman elbisesini değiştirmeli veya sidik bulaşan kısmı yıkamalıdır. Bu, takva ile amel etmektir. Eğer elbisesini değiştirmeye veya yıkamaya imkânı yoksa, bu durumda, o elbise ile namazını kılar. Bu, fetva ile amel etmektir.

(Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, sf. 62)

Bir Adama piyangodan para çıkmış ve bununla mallar edinmiş. Adam vefat edince bu mallar oğluna kalmış. Oğlu bunu alabilir mi?

Bir kimsenin geriye bıraktığı mirasın tamamı; gasp ve hırsızlık gibi yollarla, meşru olmayan şekilde elde edilen sahipli mallardan oluşuyorsa, sahiplerinin bilinmesi halinde kendilerine, kendileri sağ değilse varislerine, sahiplerine ve varislerine ulaşılamaması halinde ise fakirlere veya hayır kurumlarına verilmelidir.

Çünkü İslam’a göre, haram yolla elde edilen sahipli malın sahibine verilmesi, bu mümkün değilse varislerine verilmesi, buda mümkün değilse yoksullara verilmesi gerekir.

Bunların dışındaki haram yollarla (faiz, piyango v.b.) kazanılan para ve mallara gelince; mirasçıların fakir olmaları durumunda söz konusu mirastan yararlanmaları caiz ise de, fakir olmayan mirasçıların yararlanmaları caiz değildir.

Bu tür para ve malların, fakirlere veya hayır kurumlarına verilmesi gerekir.

Bir kimsenin geriye bıraktığı miras; tümüyle haram kazanca dayanmayıp helal ile haram karışık vaziyette bulunur ve bunların birbirlerinden ayırt edilmeleri de mümkün olmazsa, mirasçıların bu tür malları paylaşmaları caizdir. Şu kadar var ki, maddi durumu elverişli olanların bu tür para ve malları almak yerine, fakirlere veya hayır kurumlarına vermeleri takvaya uygun bir davranış olur (Alauddin, el-Hediyyetu’l-Alâiyye, 197).

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Borç aldığımız bir kimseye borcu verirken yanında hediye vermek faiz niyetiyle olmasa bile caiz olur mu?

Peygamber Efendimiz (s.a.s.); “Her menfaat sağlayan borç faizdir.” (Feyzü’l-Kadir, 5:27. Hadis No:6336) buyurmuş, elinde imkânı olanların olmayanlara verecekleri bu ödünçün karşılığında menfaat beklemeyerek, karşılıksız sadaka vermiş gibi sevap alacaklarına dikkat çekmiştir.

Öyle ise, müminler ödünç vermekle elde ettikleri bu büyük sevabı yeterli bulmalı, borç verdiği kimseden menfaat elde etmeyi asla düşünmemelidir.

Ancak, borç veren hiçbir şart koşmadığı, hiçbir imâ ve işarette bulunmadığı halde, borç alan onun bu iyiliğine karşı bir hediye ile mukabele ederse bunu almak câizdir, faiz olmaz.

Bilakis bundan, yapılan iyiliği takdir etmek gibi bir mânâ anlaşılır. Bu ise müminler arasında sevgi ve saygının devamına sebep olur, yardımlaşmanın yapılmasına vesile teşkil eder.

Yeter ki borç verilirken, böyle bir menfaat şart koşulmuş olmasın, sadece Allah rızası kâfi bir kazanç olarak görülmüş olunsun.

Ancak, bahsettiğimiz durumda gönüllü olarak da olsa, borç alırken fazla ödeyeceğini söylemesi faiz anlaşmasıdır.

(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Erkeğin verdiği sadakalar’dan /bağışlar’dan karısının da haberi olmasına gerek var mıdır?

Kadın ve erkekten, helâl kazanç şartlarını yerine getiren eşler den, birinin diğerinin malı üzerinde tasarruf yetkisi yoktur, herkesin kazancı da ve aynı zamanda mâli mükellefiyeti de kendisine aittir.

Yani zekât, kurban, fitre gibi mâli yükümlülükler de, her biri kendi mal varlığı çerçevesinde, birbirinden bağımsız olarak yükümlüdür.

Dolayısıyla kendi kazancını da istediği şekilde meşru çerçeve de harcayabilir.

⛔Ancak tasaddukta bulunurken kocanın ayrıca dikkat etmesi gereken ailesini mağdur etmemesidir.

Bir koca parasını helal olmayan yollardan kazanıyor, karısı o para ile yiyip içip giyindiğin’de bu para ona da haram olurmu ?

☝?Kadının kendisine ait helal malı varsa bundan yer, yoksa sorumluluk kocaya ait olur.

☝?İbni Âbidin merhum bu hususta şöyle bir kayda yer verir: “Kocasının, aslen meşru olmayan bir yoldan temin ederek getirmiş olduğu bir yiyeceği yemesinde, bir elbiseyi giymesinde hanım için bir günah yoktur. Günah, kocanın kendisinedir.

⛔Yalnız, kocası tarafından kendisine verilen nafaka bizzat gasbedilmiş bir şey ise, kadının ondan yemesi caiz olmaz.” Reddü’l-Muhtar, V/247.

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Rüşvet almanın ve vermenin hükmü nedir?

❌Rüşvet hadislerde de yasaklanarak rüşvet alan, veren ve bu işe aracılık eden lânetlenmiştir (İbn Mâce, ‘Ahkâm”, 2; Ebû Dâvûd, “Akiıye n, 4; TirmizÎ, “Ahkâm”, 9) (Müsned, V, 279).

Ayrıca Rasûlullah Efendimiz (s.a.s.) özelde zekât memurlarına, genelde devlet görevlilerine verilen hediyeleri “devlet malına hıyanet, ganimetten çalma” şeklinde nitelemiş, nüfuzu kötüye kullanıp menfaat temin etmenin her türlüsünü yasaklamıştır (Müsned, V, 424. Ahmed b.Hüseyin el-Beyhaki, X, 233).

❌Rüşvet dört kısım da ele alınabilir;

I- Kişinin, gerçekten hakkı olan bir șeye ulaşabilmesi için vermek zorunda bırakıldığı rüşvet. Bu veren için caiz, alan İçin haramdır.

2- Haksız kişinin, hakimin onun lehinde hüküm vermesini sağlamak İçin yada hak etmediği bir göreve tayin edilmesi için verdiği rüşvet.Bu her iki taraf İçin de haramdır.

3- Bir kimsenin, zalim idareciden zarar görmemek için, onunla arasını düzeltmek karşılığında üçüncü kişiye verdiği rüşvet. Bu veren için caiz alan için haramdır.

4- Bir kimsenin malına ve canına bir zarar vereceğinden korktuğu kişiye verdiği rüşvet. Buda veren için caiz alan için haramdır.

(Alıntı ;İsmail Hakkı Yelkenci hc.)

Hizmete muhtaç olan ebeveynlerin hizmetini yapmak kız evlatlarına mı vaciptir?

➡️Anne veya baba hizmete muhtaç olduklarında, bu hizmetin yerine getirilmesi tüm çocuklara vacip olur.

➡️Çocukları ister erkek olsun ister kız olsun fark etmez, ister kendileri bu hizmeti yaparlar isterlerse de başkalarına ücretle yaptırırlar.

➡️Anne ve babanın haklarından biri de hizmete muhtaç olduklarında onlara gerekli hizmeti vermektir.

➡️El Mevsua el Fıkhiyye de 19/39 şöyle geçmektedir: ” Çocuğun babasma hizmet etmesi veya babanm çocuğundan hizmet talep etmesi, tartışmasız caizdir. Hatta bu, şer’î olarak emredilen bir husustur. Böyle gerektiğinde çocuğun babasına hizmet etmesi veya hizmet ettirilmesi vaciptir. Bu durumda da vacip olan bir şeyi yaparsa ona karşılık bir ücret talep etmesi caiz değildir.

Fakat kadının kocası onu anne-babasın hizmetinden alıkoyarsa kocanın hakkı daha önceliklidir.

Bunun yerine parası varsa bir hizmetçi tutabilir veya hizmetçinin ücretine diğer kardeşleri ile ortak olabilir. Lakin şayet kocası onu engellemiyorsa o da kardeşleriyle birlikte hizmet etmesi gerekir.

➡️Şüphesiz kişilik sahibi bir koca, eşini haftada bir veya iki defa annesinin hizmetine gitmesine engel olmaz.

➡️Diğer yandan şayet anne, özel olarak bir bakıcının hizmetine muhtaç durumda ise bu durumda bu hizmeti kızlarının yerine getirmeleri daha evladır. Özellikle kadın bir hizmetçi tutulmamışsa veya anne yabancı kadınların onu görmesini istemiyorsa kızların bu hizmeti yerine getirmeleri gerekir.

➡️Ayrıca anne ve babaya karşı gelmenin günah olduğunu, kızın annesine hizmet etmesi oğlundan daha evla olduğunu açıklamak gerekir. Özellikle yaşlı kadının avreti söz konusudur, kızın bunu görmesi erkeğin görmesinden daha münasip olacaktır.

➡️Ayrıca, şayet annesini bakacak kız evladın bulunmaması halinde erkek evlat çaresiz kalır, mesela eşinden destek alamaz, hemşire bakıcı bile tutamaz, bir dar vakit ya da imkânsızlık içinde kalırsa, hasta annenisin bu tür hizmetini zaruret gereği ve zaruret miktarı yapabilir. Ancak bu durumda, mahrem hizmetleriçin eldiven kullanma, gözünü kayırma gibi hassasiyetlere dikkat edilmesi zorunludur.

(Alıntı ; İsmail Hakkı Yelkenci hc.)