SORU 92: Bir erkek kendi geçimi altındakilerin yani zevcesinin, evladının ve anne- babasının fitresini vermekle yükümlü müdür?

Bir erkek kendi geçimi altındakilerin yani zevcesinin, evladının ve anne- babasının fitresini vermekle yükümlü müdür?

CEVAP
Nisaba malik olan bir Mümin kendisine fitre vacip olduğu gibi, bakmakla yükümlü olduğu kimselerin fıtır sadakasını ödemesi de vaciptir. Bunlar;

1. Buluğ çağına erişmeyen çocukları.

2. Akıl hastası olup ta buluğ çağını geçen çocukları.

?Bir kimse, kendi hanımının ve akıl sağlığı yerinde büyük evladının fitresini vermekle yükümlü olmaz.

❗Çünkü bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sahib mükellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisaba malik ise, zekatını kendi malından vereceği gibi, fıtır sadakasini de kendi malından vermekle yükümlüdür. Aynı zamanda sadakalarda bir ibadet manası vardır. Koca, zevcesine ait bir ibadet görevini yüklenmek için evlenmemiştir.

?Bir kimse, zevcesinin veya büyük yaştaki evladının fitrelerini onların izinleri ile kendi malından verecek olsa yeterli olur.

❗Bunlar kendi idaresinde ve geçimi altında bulundukları takdirde izinleri olmaksızın vermesi de yeterlidir. Çünkü bu durumda adet bakımından izin var sayılır. Aile arasında bulunan diğer şahıslar hakkında da hüküm böyledir. Gerçek yönden veya adet bakımından izin gereklidir. Çünkü fitre sadakasında niyet bulunmalıdır, niyetsiz verilemez. Böyle bir izin ise, niyet yerine geçer.

( İmam Şafiî ‘ye göre, zevcenin fitresi, kendisi zengin olsa bile, kocasına aittir.)

?Bir kimse, kendi geçimi altında bulunsalar bile, babasının ve annesinin fitre sadakasını vermekle yükümlü değildir.

?Baba fakir olduğu halde mecnun ise, fitresini vermek zorundadır.

SORU 91: Fitre kimlere vaciptir?

Fitre kimlere vaciptir?


CEVAP:
Hanefi mezhebine göre sadaka-i fıtırın vücubunun şartları ikidir.

1. Müslüman olmak
2. Asıl ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mala sahip olmak.

Asıl ihtiyaç: Kişinin ve bakmakla yükümlü olduğu şahısların, barınma, yazlık-kışlık elbise, bineği (araba), silahı ve yiyecekleridir.

?Müslüman bir kimse bu malların dışında nisap miktarına sahip olur ve bayram sabahına ulaşırsa fıtır sadakasını vermesi vacip olur.

FITRE ILE ILGILI SORULAR

FITRE ILE ILGILI SORULAR

SORU 91:
Fitre kimlere vaciptir?

CEVAP:
Hanefi mezhebine göre sadaka-i fıtırın vücubunun şartları ikidir.

1. Müslüman olmak
2. Asıl ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mala sahip olmak.

Asıl ihtiyaç: Kişinin ve bakmakla yükümlü olduğu şahısların, barınma, yazlık-kışlık elbise, bineği (araba), silahı ve yiyecekleridir.

?Müslüman bir kimse bu malların dışında nisap miktarına sahip olur ve bayram sabahına ulaşırsa fıtır sadakasını vermesi vacip olur.

SORU 92
Bir erkek kendi geçimi altındakilerin yani zevcesinin, evladının ve anne- babasının fitresini vermekle yükümlü müdür?

CEVAP
Nisaba malik olan bir Mümin kendisine fitre vacip olduğu gibi, bakmakla yükümlü olduğu kimselerin fıtır sadakasını ödemesi de vaciptir. Bunlar;

1. Buluğ çağına erişmeyen çocukları.

2. Akıl hastası olup ta buluğ çağını geçen çocukları.

?Bir kimse, kendi hanımının ve akıl sağlığı yerinde büyük evladının fitresini vermekle yükümlü olmaz.

❗Çünkü bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sahib mükellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisaba malik ise, zekatını kendi malından vereceği gibi, fıtır sadakasini de kendi malından vermekle yükümlüdür. Aynı zamanda sadakalarda bir ibadet manası vardır. Koca, zevcesine ait bir ibadet görevini yüklenmek için evlenmemiştir.

?Bir kimse, zevcesinin veya büyük yaştaki evladının fitrelerini onların izinleri ile kendi malından verecek olsa yeterli olur.

❗Bunlar kendi idaresinde ve geçimi altında bulundukları takdirde izinleri olmaksızın vermesi de yeterlidir. Çünkü bu durumda adet bakımından izin var sayılır. Aile arasında bulunan diğer şahıslar hakkında da hüküm böyledir. Gerçek yönden veya adet bakımından izin gereklidir. Çünkü fitre sadakasında niyet bulunmalıdır, niyetsiz verilemez. Böyle bir izin ise, niyet yerine geçer.

( İmam Şafiî ‘ye göre, zevcenin fitresi, kendisi zengin olsa bile, kocasına aittir.)

?Bir kimse, kendi geçimi altında bulunsalar bile, babasının ve annesinin fitre sadakasını vermekle yükümlü değildir.

?Baba fakir olduğu halde mecnun ise, fitresini vermek zorundadır.

SORU 93:
Sadaka-i fıtır ne zaman vacip olur?

CEVAP:
Hanefi mezhebine göre sadaka-i fıtır bayram sabahı fecrin doğuşu ile vacip olur. Bu hususta gelen emir geniş zamanlı bir vacibiyet ifade etmektedir .Bu yüzden sadaka-i fıtrı ölmeden önce herhangi bir zamanda vermek yeterli olur. Ancak bayram namazına gelmeden önce ödemek müstehaptır.

?Bunun dışında Ramazan’ın başında verebileceği gibi Ramazandan bir yıl veya on yıl sonra da edâ olarak verebilir.

?Ramazandan önce verilirse geçerlidir. (Buyuk İslam İlmihali)
Ancak Ramazan’dan önce vermenin caiz olmayacağına dair görüş de vardir. (Damat Efendi, Mecmeu’l Enhur, 1/226)

❗Bu yüzden en ihtiyatlısı fitreyi Ramazanda vermektir.

Şafi mezhebine göre, fıtır sadakası dar vakitli bir ibadettir. Bayram akşamı güneşin batışından sonra vacip olur. Ramazan’ın birinci gününden itibaren verilebilir. Ancak Bayramın birinci günü güneşin batışına kadar mâzerete binaen geciktirilebilir. Mazeretsiz Bayramın birinci günü güneşin batışına kadar geciktirmek veya güneşin batışından sonraya bırakmak haramdır.

SORU 94:
Fitre miktarı ne kadardır?

CEVAP:
Hanefi mezhebine göre fıtır sadakasının miktarı; buğdaydan verilmek istenildiği zaman yarım sâ’, arpa, hurma ve kuru üzümden ise 1 sâ’ dır.(1)

❗(2019 fitre miktari; en az 23 tl dir.)

?İmamı Ebu Yusuf’a göre fakirin ihtiyacının giderilmesi hususunda buğday unu buğdaydan, para da undan daha hayırlıdır.

Zira fıtır sadakasının hikmeti fakirin ihtiyacını gidermektir. O halde fakirin ihtiyacı en çok neye varsa fıtır sadakasını ondan vermek en uygun olanıdır.

❗Günümüzde fakirin ihtiyacını en iyi karşılayan para olduğuna göre fıtır sadakasını para olarak vermek gerekiyor. Imam-ı Ebu Yusuf’un bu görüşü günümüz değerleri içerisinde ihtiyata en muvafık (denk) olanıdır.

SORU 95:
Fitre kimlere verilir?

CEVAP:
Fitre, zekat verilebilen herkese verilir.
Zekat verilemeyenlere (usul, furuya ve zengine) verilmez.

(1)Hanefi mezhebine göre 1 sâ’ = 3120 gr dır, yarım sâ’=3120/2= 1560 gr dır.

KAYNAK
1.BÜYÜK İSLAM İLMİHALİ (Zekat ve Fıtır Sadakasi Bölümü)
2.SORULU CEVAPLI İSLAM FIKHI (3. Cilt, 287, 288. Syf.)

Tesbih namazını cemaatle kılmak

Tesbih namazı cemaatle kılınır mı?

CEVAP
?Muteber kitaplarda diyor ki:
Geceleyin nafile kılan kimse, imam olursa, aşikâre okur. Eğer başkalarına duyurulursa, üçten fazla kişiyle kılınması mekruh olur. Üç kişiye kadar ve ilan edilmemek şartıyla, cemaatle kılınınca mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar)

?Teravih, küsuf ve istiska namazından başka, bütün nafile namazları başkalarına haber vererek cemaatle kılmak mekruhtur. Eğer çağırılmadan, bir iki kişi nafile kılana uysa, mekruh olmaz. Üç kişide ihtilaf vardır. Dört kişinin uyması ise, ittifakla yani sözbirliğiyle mekruh olur. Bu durum Kâfi ve diğer kitaplarda böyle zikredilmiştir. (Halebi-yi sagir)

?Birbirini çağırarak, nafile bir namazı cemaatle kılmak mekruhtur. İmamdan başka üç kişi olursa mekruh olmaz; fakat dört kişinin nafileyi cemaatle kılmaları, esah olan kavle göre mekruhtur. Hulâsa’da da böyledir. (Fetava-i Hindiyye)

?Birbirine duyurarak cemaatle nafile namaz kılmak dört kişi olursa mekruhtur. (Dürr-ül-muhtar)

?Hanefi mezhebinde, Ramazan ayı dışında vacib olan vitir vacibi de cemaatle kılmak, nafile kılmak gibi, mutlak surette mekruh olur. İmama uyanlar üç kişiden fazla olurlarsa, cemaatle nafile kılmak mekruh olur, üç veya daha azsa mekruh olmaz. (Mezahib-i Erbea)

?Ravda-tül Fetâvâ’da diyor ki: Gece veya gündüz, nafile namazı cemaatle kılmak mekruhtur. Teravih namazını bile yirmi rekatten fazla cemaatle kılmak mekruhtur. Vitri de Ramazandan başka zamanda cemaatle kılmak mekruhtur. Mebsut’ta diyor ki: Çağrılarak toplanıp cemaatle nafile namaz kılmak mekruhtur. Şemsül Eimme, (Eğer biri imam üç kimseyle, cemaatle nafile namaz kılsalar caizdir) demiştir. (Tergib-üs salat)

?Teravih hariç, farzı hatırlatacağı için, nafile kılan imamın açıktan okuması mekruhtur. (Nimet-i İslam)

?Yazıklar olsun, binlerce yazıklar olsun! Birçok bid’atler meydana çıkarıldı. Teheccüd namazını cemaatle kılıyorlar. Gece yarısı, bu namaz için uzaklardan akın edip geliyorlar. Cemaatle kılıyorlar. Hâlbuki nafile namazları cemaatle kılmak, tahrimen mekruhtur. Fıkıh âlimlerinden birkaçı, bunun mekruh olması için duyurulması, ilan edilmesi şarttır demişlerse de, bunlar da, nafile namazı caminin bir köşesinde ve en çok üç kişi cemaatle kılabilir, demişlerdir. Üçten fazla kimsenin cemaatle kılması, sözbirliğiyle mekruhtur. (Mektubat-ı Rabbani 1/131

? Kadinlarin cemaat olarak bir kadini edinmeleri mekruhtur. Ancak iclerinden biri sayiyi muhafaza etmek icin birar sesli okursa digerleri de kendi iclerinden okuyarak namaz kilarlarsa cemaatle kilmiş olmazlar. Yada namaz kilmayan biri tesbihleri soyleyebilir  Yeterki tesbihati ezbere bılsin herkes. Yoksa namazda öğrenme olur bu da namazi bozar.

MUKABELE SOHBETI: 18.05.19

Asuman KMO Hocamız
18.05.19 cumartesi

MUKABELE SOHBETI


Yusuf suresi
✨ Bu surede işin özü anlatılıyor biz bu anlatılanlardan hep ders almak zorundayız , kıssa hisselenmek için vardır.
✨Hata yapmamaya çalışmak zorundayız. Yalanı tescillenmiş insana güvenemiyoruz.
Acıyıcıların acıyısı O’dur.

Nazar insanı mezara,hayvanı kazana koyar.
Efendimizin nazar hakkında tavsiyesi var.
“Kimin nazarı değiyorsa abdest alıcak,nazar değilen kişi o suyla yıkanacak .
Faydası olur diyor efendimiz…”
Hadisi şerif var önemsemeliyiz.
Hepimizin nazarı değebilir.Bazı insanların nazarları daha çok değiyor.
Bu illa hased ediyor manasında değildir .

Kul tedbirini alır, Allah ‘a tevekkül eder.
Her türlü haram işleyen zalimdir.
Cinler besmelesiz götürdüğümüz şeyleri götürürler.
Hikmet müminin kaybıdır.Nerde bulursa onu alsın.

Akut hastalıklar herzaman olur.Bu hastalıkların kronikleşmemesi için tedbir almamız lazım.

Bizim dinimizde üzüldüğümüz “İnna lillah ve inna ileyhi raciun “ demek var.
Yusuf (as )zamanında böyle bir şey yok.

✨Ölen kişi arkamdan ağıt yakın diye vasiyet ederse ,arkadakilerde ağıt yakarsa ölü azap olınur.
Ama ölü böyle bir şey istemediği halde arkadakiler isyan edip,ağıt yaktıysa ölü azap olunmaz.
Hz.Aişe ‘ye bu sorulduğunda “ Kimse kimsenin günahını yüklenemez” diyor.
Ağlayabilmek çok büyük nimet.
Üzüntüsü olan ağlayabilir.
Ani ölümlerdeki ilk tepkiler itibara alınmaz.

Duygusuzluk,etkilenmemek ne kadar kötü bir şey.
Çok duygusal olmakta zor.Onla yaşayan içinde zor.
Duygusuz olmak kişi için kolay olabilir ama onunla yaşayan için zor.
İşlerin en hayırlısı orta olandır.

✨Biri öldüğünde 45 dakika doktorlar onu hayata döndürmek için masaj yaparlar.
Öldükten sonra ümid var hayata dönmesi için.Peki biz nasıl ruhlardan ümid keseriz ameli,ahlakı eksik diye?
Bu adam olmaz diye?
Oysaki ümidi kaybeden herşeyini kaybetmiştir.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ
✨Allah bir kavmi değiştirmez,onlar kendilerini değiştirmedikçe..
Mal makam ilim veriliyor şükür etmiyor hava atıyor kendinizi değiştiriyorsunuz Allahta sizi değiştiriyor.
Efendi hazretleri buyurdu ki ; Bir insanı ne kadar parçalamak isterseniz o kadar yukurdan atarsınız.
Allah bazılarını nimet olarak yükseltiyor.Bazılarınıda yukardan atmak için yükseltiyor Allah ..
Rabbim sıkıntı verince nefsinizi hesaba çekeceksiniz…
✨Üstünlük ancak takva iledir .İnsanları sınıflara Nemrutlar Firavunlar ayırdı , İslam da ayırma yoktur.Adam soyadını övünenek söylüyor , fakat ne olursan ol zengin , fakir o Allah’a itaat etmek zorundasın.
✨Rad suresi 18.ayet
لِلَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُواْ لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لاَفْتَدَوْاْ بِهِ أُوْلَئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ

Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tamamı ve ek olarak bir misli daha onların olsa (kurtuluş için) onu mutlaka feda ederlerdi. Onlar var ya, hesabın en kötüsü işte onları bekliyor; varacakları yer de cehennemdir. Orası ne kötü kalacak yerdir!

✨Rad 22.ayet
وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِۙ

Ve onlar rablerinin rızasını elde etmek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda gizli açık harcayan, kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte dünya hayatının güzel sonu (cennet) sadece onlarındır.

▪Bize yapılan bütün iyiliklere karşılık verdik mi?
Bize yapılan kötülüklere hakkıyla iyilik yapamadık.Onlarda o kötülüklere devam etti.Böyle inanmamız lazım.
الَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوب
✨ Rad 28 ✨
Kalpler ancak Allah’ı zikir etmekle mutmainne olur .
Kul irade ve kudretini Allah’a yönelmekte kullanırsa, Allah onu hidayete erdirir .Peki kalp nasıl mutmainne olur? Komşusu olan nefis iman ameli salih ve Zikrullah ile sağlamlaşırsa nefis mutmainne olur o zaman kalpte mutmainne olur..

✨ İbrahim 31
Kime yaslanıyorsun evladım !
Yarın seni Allah’ın azabından kurtaracak birine mi güveniyorsun ne yapıyorsun.

Sigorta ve kasko caiz midir. Caiz değil ise sebebi nedir ?

Sigorta ve kasko caiz midir. Caiz değil ise sebebi nedir ?

Genel olarak zorunlu olmayan tüm sigortalar caiz değildir. Bunun caiz olmamasının sebebi ise şu sebeplerden dolayıdır;

Sigortaya üye olan kişiler, mallarını sigorta yaptıklarında, şirkete prim ödeyip kaydolurlar. Sigorta şirketi de, sigortalı olan kişinin malı kazaya uğraması şartıyla, diğer üyelerden aldığı paraları bir araya getirerek kazaya uğrayan üyenin zararını telâfî etmeye çalışır. Üyeler kazaya maruz kalmadıkları müddetçe de, vermiş olduğu paralardan dolayı, hiçbir hak talep iddiâ edemezler ve hiçbir şeye karşılık olmadan meccanen para vermiş gibi olurlar. Dolayısıyla, üyelerden tedarik edilen paraların hepsi sigorta şirketinin kasasında kalır. Yani bahsi geçen sigortalar da bir haksız kazanç ve aldatma vardır.

Sigorta şirketine üye olan kişi, belki birkaç ay taksit ödedikten sonra büyük miktarda malî bir zarara uğrayabilir, bir kazaya maruz kalabilir. Bu halde malının bütün bedelini sigorta şirketi ödemektedir. Bazen hiçbir felaket ve musibete uğramadan da yıllarca prim ödeyebilir. Böylece senelerce ödediği primlerin tamamı sigorta şirketine kalır. Burada şirket haksız yere kazanç elde etmiş olur. Böyle bir kâr şeklini ise İslam dini yasaklar. Zira kuran şöyle buyurur;

Ey iman idenler ! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. {Nisa 29}

Diğer taraftan, sigorta şirketiyle yapılan akitte bilinmeyen ve mübhem olan unsurlar da vardır. Mesela kişinin ne zaman kazaya uğrayacağı, ne zamana kadar para ödeyeceği belli değildir. Ticarette ise belirsizlik hadisi şerif ile kesin olarak yasaklanmıştır.

Sigortada ayrıca kumar şüphesi vardır. Bir çeşit piyangoya benzemektedir. Mesela piyangoda binlerce kişi bilet alır, çoğuna bir şey çıkmaz. Fakat bazılarına çıkabilir. Büyük çoğunluğu kaybederken bazıları kârlı çıkabilir. İşte sigorta da zahiren buna benzer. Yani kaza yapan bir üye, yatırdığı paranın kat kat fazlasını alırken, yıllarca taksit ile para ödeyen birçok üyenin yatırdığı paranın bir kısmı kaza yapanlara verilmekte, geri kalan paralar ise şirkete kalmaktadır. Piyangoda olduğu gibi, burada da kaybedenler ve kazananlar vardır.

Bunların dışında sigorta da faize girme meselesi de vardır. Örneğin sigorta, üyelerin ödediği primden fazlasını, bir felâket sonunda ona öderse, ribe’l-fazl olacağı gibi, bir müddet sonra ödediğinde de ribe’n-nesîe olarak faiz olmuş olur ki, bu da caiz değildir ve yasaktır.

Sonuç olarak alimlerin çoğunluğu, zorunlu olmayan sigorta ve kasko gibi kurumları caiz görmemişlerdir. Bunun dışında Muhammed Behiyy, Muhammed Zerka, Şeyh Mustafa Ez- Zerkâ, daha çok Usulu’l Fıkıh adlı eseriyle tanınan Abdülvehhap Hallâf, Ali El-Hafîf, Subhî Es-Salîh gibi müteahhir alimler caiz demişlerse de, fetva cumhura göre verilir.

Mesut Papatya

SOHBET : Mukabele 2018

2018 Mukabelesi; 1.Gün (Asuman Hocamız)

●Bugün her şeyden öte teravih namazı var. Bir kez daha Mevlâ bizi ulaştırdığı için Ramazan’a, şükür namazı kılmak lazım.

Bakara suresi 185. Ayet:
‘Ramazan öyle bir aydır ki Kur’an’ı bu ayda indirdik..

Birisi birisini sevdiği zaman bütün özelliklerini saymak yerine en can alıcı özelliğini söyler. Mesela “İstanbul’u fethetti.” Bitti!

● Kudüs.. Hocamız gittiği vakitte düşünmüş. Oraya gidipte Vatansızlık nasıl bir şey diye hiç düşündüler mi?

Şükredecek ne çok nimetimiz var. Bizim için vatanımızdaki gecekondu, yurtdışındaki villadan daha hayırlı..

Bir nimetin yokluğunu görmeden varlığının kıymetini bilmiyoruz.

-Vatanım, milletim, insanım! Şükredelim, şükredelim.

●Kur’an-ı Kerim bu ayda indi. Allâh (c.c) öyle bir Allâh’tır ki sözlerin en güzelini indirdi.
Her karış toprak çok kıymetli ama vatanımız başka..
Bütün kitaplar çok güzel ama Kur’an-ı Kerim başka..

●Biz Ramazanda hayrımızla, hizmetimizle, haramları terketmemizle bir farklılığı farketmemiz lazım.
Kur’an-ı Kerim’le farkettirmemiz lazım.
Kur’an, oruç, dâvet, icâbet: İslam.
Hepsinin aksetmesi lâzım.
Aksetmesi için tesir lâzım.

Niyet edeceğiz. Ramazan’ı Rabbime ayırıyorum!

● Temizlikle Ramazan’a hazırlanılıyor. Ramazan’a cam değil kalp lazım.
Sen bana çok güzel muamele edersen, sendeki camı koltuğu görmem ki ben!
İnsanların muamelesinden hoşlanırsanız menfi şeyler görmezsiniz.

Onun için misafire de evimizi değil, kendimizi hazırlayalım.
Davete icabete gideceksiniz. Giderken yüzüğü bileziği değil kendimizi hazırlayalım.

Kur’an-ı Kerim’i bilmeyen harap ev gibidir.
(Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’an 18)

Bunu duyan seksen yaşına da gelse öğrenmesi lazım.

●Kur’an-ı Kerîm’i üç günden az hatmedenin anlaması mümkün değildir.

●Kur’an hüzünle inmiştir, ağlayarak okumak lâzım.

● Efendimiz (s.a.v) Kur’an’ı sürekli okuyordu ama dinlemek de istiyordu. O da sünnettir.

Burada nimet var. Evde cüz okunacak, burada dinlenilecek. Sözlerin en güzelinde ne söylenmiş o dinlenecek!

Eve gidince;
“oh be rahatladım.”
değil de,
“Birgün daha Kur’an meclisinde bulundum.”
demek lâzım.
“Rahat rahat oturalım”
değil de,
“Oh be! Bugün daha kalabalıktı, Kur’an’ı daha çok dinleyen oldu”
diye şükrederek kendimizi beklememiz lâzım.

● Efendi Hzleri: “Herkes günde en az bir cüz, en meşgul hoca 10 sayfa.” buyuruyor.
Seviyoruz ama sözünü ne denli dinliyoruz?

●Namazda 3 kalp birleşecek:
Gecenin kalbi,
Kur’an’ın kalbi
Kendi kalbin.

Kuran’ı;
Abdestsiz ezbere okumak caizdir, gusülsüz okumak caiz değildir.
Ama her türlü abdestsiz dokunulmaz .

Baş açık okunur ama edebe aykırıdır. İlla okuyorlar. Maksat ne? Sen Allah için mi Hasan – Hüseyin için mi yapıyorsun?

Zengin biri plastik tabaktan yemez..niye? zenginliğine aykırıdır.
Halbuki pahalı tabakta da plastik tabakta da yemek caizdir.
Malda fakirliği kabul etmiyorsun da dinde neden kabul ediyorsun?
En yükseğini iste daim!

Eliniz kirli olarak dokunmak nasıl edebe aykırı ise, kirli ağızla okumakta edebe aykırı. Güzel giyinmek, güzel koku sürünmek edep..

●Hz. Osman (r.a) Kur’an’ı eline aldığında öpmeden açmaz, koyarken öpmeden koymazmış. İltifat edermiş; Sen ne güzelsin sözlerin en güzeli..

●Rabbimizden zahiri batinî Kur’an’ı Kerim’in, orucun, hatmin … herşeyin edebini istiyoruz.

●Besmele ile başlanıyor. Besmelesiz her işin sonu kesiktir. Giyerken, yerken, içerken, birleşirken.. Maturidîlere göre besmele ayettir. Ama hiçbir sûreden değildir. Sûreleri ayırmak için inmiştir.

●Eûzude kaçış var, besmelede sığınma var.
Rahmân Sen’sin, Rahîm Sen’sin. Seninle sığınıyorum Sana.

●Fatiha suresi 1.ayet:

Hakikati Allah’a mahsus.

Surette bize de teşekkür ederler ama biz emekçiyiz. Hakikatte yapan Allâh.
Bizim dinimizde teşekkür etmek var ama beklemek yok.
Yani teşekkür etmediğimizde üzülelim ama bize edilmediğinde üzülmemize gerek yok.
Sonuçta biz vesileyiz. Kibredecek hiçbir sebep yok. Ama şükredecek sebep çok. Zaten şükürle meşgul olsaydık kibredecek vakit dahi kalmazdı!

Alem: Allâh’ın varlığına alâmet olan herşey.

Rahman: Dünyaya tealluk ediyor.

Rahîm:Ahirete tealluk ediyor.

Mâliki yevmiddîn: Ahirete tealluk ediyor. Din gününü peygamberlerle bildiriyor.

İyyake nabudu:
Madem ki herşeyi yoktan var eden Sen’sin. O halde biz de ancak Sana ibadet ederiz. Ve ancak Senden medet umarız.

Kime dayansak yıkılıyor. Madem o kapıya muhtacız, o zaman o kapıya lâyık davranmak lâzım ki yardıma muvaffak olabilelim.

●Özellikle dosdoğru yol.. Herkes diyecek ki biz dosdoğru yoldayız.
Ama gazaba nail olan ve delalet içerisinde olanlara değil.
Kim onlar? Nisa suresi 69.ayet:
Sıddıklar, şehitler, peygamberler, salihler ..

Gayrısı değil gençler.
Dizilerinizde, arkadaşlıklarınızda model aldığınız insanlarda bu dört sınıftan kim var?
Arıyor musunuz yani böyle bir seçiminiz var mı gençler?
En önemlisi eş seçiminde? Gayretin yoksa bunu nasıl beğendin?
İstemek = samimiyettir.
Ne kadar samîmi istiyoruz?

●Bakara suresi 34.ayet:
Bakara Sûresi / 34.Ayet

34. Hani biz meleklere: “(Kudretim için) Âdem’e secde edin.” demiştik de İblis hariç, hepsi hemen secde ettiler. O ise direndi (secde etmedi), büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

Yani secde etmekten yüzçevirmeyle kalmadı, kibretti.

Namaz kılmayanlar Allâh (c.c)’dan yüz çevirmiş = kibretmiş olmuyorlar mı?

-Kılmama ne gerek var? Kılanlar kıldı da ne oldu?
-İblis melek değildi ama ilmi çok olduğu için meleklere imam tayin edildi.

Hata kabul etmemek, şeytan tabiatındandır. Hata yapınca haklı çıkmak için çabalamayalım.

Mantık yürütüyor; ‘Ben ateşten yaratıldım.’ Mantık yolda bıraktı.

Eller iyi ben yaman, eller buğday ben saman.

Sen kim oluyorsun ona bakmak lazım!
İşte şeytan tabiatcılık budur.

Diyelim ki ateş daha üstün ama sana onu Allah emretti. Ötesi yok.

İşte felsefenin zararı! Çocuklarımız felsefe okuyor. Ne yapıyorlar? Ayıklıyorlar mı? En büyük felsefeyi şeytan yaptı. Sen de yaparsın işte. Biraz bişey okudun, bildin.. harama helal, helala haram dersin.

●Eflâtun’a demişler ki;
İsa (a.s) diyor ki Beni Allâh gönderdi.
Delili ne? Ölüleri diriltiyor. Hastaları iyileştiriyor.
Gördünüz mü? Evet.
Tamam tasdik edin uyun diyor Eflâtun.
Diyorlar ki; Efendim sizde tabi olun.
-Ben çok akıllıyım ona muhtaç değilim diyor.

Frensiz arabaya binmiş gidiyor felsefe okuyanlar.
Kur’an’ı, ehli sünneti çok iyi anlar okur felsefeyi seçer. Onlara bir şey demiyoruz.

●Adalet zulmün zıttıdır.
Adaletsiz, yanlış ne kadar iş yapıyorsak zâlimiz.
Şeytanın kendi suçuydu, secde etmedi, lanetlendi.

Kardeşimiz yüzünden annemiz kızıyor fırsat kolluyoruz “senin yüzünden” diyoruz. Şeytan tabiatlılık..

●Talebenin hatasıyla, hocanın hatası bir olmaz.
Adem (a.s) bir tek ağaçtan yemek sebebiyle cennetten indi.
Bir kimse ne kadar büyükse hataları küçükte olsa o denli büyüktür.

Efendi hzleri: Allâh’a itaat etmezseniz aranıza buğz koyulur.
Adem (a.s) ile Havva validemiz cennette çok iyi geçiniyorlardı. Ama dünyaya inince tartışmaları başladı.

? Nisa 100.ayeti kerime:

Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Genel anlamda Allah’ın yasakladığı her şeyden Allah’ın istediği şeylere gitmeye hicret denir. Tarikat dersi için de okuduk bunu efendi hazretleri. Tarikata girdiniz, vefat ettiniz, tamamlayamadınız..

Buyururdu ki: Hiç olmazsa yolda yakalanalım.
Alaca dana gibi yatarken yakalanmayalım.

Uğraşırsak tamamlamadan ölürsek de Bu da nimet olacak.
Sahabeden Cündüb b.Damre hastaydı Medine’ye hicret edemedi. Çocukları onun için tahtadan bir sal yaptılar, tam Mekke dışına çıkardılar orada öldü.. Bu haber Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ashabına ulaştığı zaman, “Medine’de vefat etseydi sevabı eksiksiz olurdu.” demişler, bu âyet de bunun üzerine inmiştir. Evden bu niyetle çıktı ve öldü sanki bitirmiş gibi oldu.

? Nisa 114

*Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. *
Üç kişinin olduğu yerde iki kişinin onun duymayacağını şekilde konuşması buraya girer. Rabbimiz bu konuda açıklama yapmış demekki ne kadar önemli!
Gençler! Orada insanlar otururken siz burada fısıldaşıyosunuz. O da fazlalık mıyım ben burada diye düşünüyor..

Ancak sadakayı emreden gizli konuşabilir yani iki kişiye gizli konuşuyorsa mutlaka iyilik bildiriyorsunuz demektir gizli konuşacaksınız.

Veya insanların arasını söyletmek için gizli konuşabilir.

Kim buna dikkat ederse, Allah rızası için yaparsa yakında ona büyük bir mükâfat verecegiz.

?Nisa 118

Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: “Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım… ila ahirihi.

Delalet hidayetin zıttıdır. Hidayet; kuran ve sünnete uymaktır.

Zuhruf suresi:
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ ﴿٣٦﴾

Kim Rahmanı hatırlamaktan yüz çevirirse ondan hiç ayrılmayacak şeytanı ona musallat ederiz.

Rabbimiz ya benimle olacaksınız ya da şeytanla buyuruyor..
Allah’ın bir şeyden razı olduğunu biliyoruz düşüneyim diyoruz. Neyi düşüneceksin? şeytanı mı dinleyeceksin?

? Kendimizi kimseye ispat etmeye çalışmayalım Rabbimize ispat etmeye çalışalım.
? Maide 6 açıklarken;

Kulak kiri, gözyaşı, burun akıntısı, tükürük, ter abdesti bozmaz. Ancak iltihap varsa bozar.
? Nisa suresi 144

Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin.

Diğer ayette;

Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyinz çünkü onlar birbirlerinin dostudur buyruluyor.

Hani la ilahe illallah, diyen cennete girer diyorlardı ya, eğer Yahudiler iman edenler için de olsaydı öyle buyurur muydu? Allah cennete koyacağı insanlar hakkında mı dost edinmeyin diyor?

KOKLAMA, BURNA TOZ DUMAN KAÇMASI ORUCU BOZAR MI?

KOKLAMA, BURUNA TOZ DUMAN KAÇMASI ORUCU BOZARMI

Hanefî mezhebine göre; Bir kişinin boğazına toz ve duman kaçarsa, oruçlu olduğunu hatırladığı halde bile olsa orucu bozulmaz.

Çünkü bundan korunmanın imkânı yoktur. Zira bunlar, ağız yumulunca burundan girerler.

Fakat boğazına dumanı kendisi çekerse ya da boğazına toz girmesine mâni olabildiği halde mani olmazsa orucu bozulur. Dikkat edilmelidir.

Bunun gül, gül suyu ya da misk koklamakla bir olduğu sanılmamalıdır. Çünkü bunlar orucu bozmaz.

Aynı şekilde Şafî mezhebine göre de bir kişinin içine yoldaki toz veya un kaçsa orucu bozulmaz.

Velev ki ağzını kapatarak veya başka yollarla bunu önleme imkanı olsun. Çünkü bunu önlemekte şiddetli zorluk bulunmaktadır.

Hatta Şafî mezhebine göre bir kişi ağzını kasten açsa ve içine toprak girse orucu yine bozulmaz.

Çünkü toprak cinsinden olan şeyin yutulması da affa tabidir.

{İbn-i Âbidin, Muğni’l Muhtâc, Fetih,
Şurunbulâlî, Ömer Nasuhi Bilmen}

EK BİLGİ; Hanefî mezhebine göre bir kişinin havada bulunan sigara dumanını bilerek kendi içine çekmesi orucunu bozar ve kefaret gerektirir.

Erkek karısının cenazesini Yıkayabilir mi ?

ERKEK KARISININ CENAZESINI YIKAYABILIRMI ?

hazreti ali hazreti Fatma’yı yıkamış dinliyor bu doğru mudur ?

? peygamberimiz Sallallahüaleyhivesellem bir defasında Âişe validemize şöyle demiştir:

“Sen benden önce ölürsen seni yıkar, sonra da kefenlerim…” (Ahmed b. Hanbel, 6/228; İbn Mâce, “Cenâiz”, 9)

?Ayrıca Fâtıma radıyallâhu anhâ vefât ettiğinde kocası Ali b. Ebî Tâlib’in onu yıkadığı ve sahabeden herhangi bir itirazın olmadığı da rivayetler arasındadır. (Hâkim, el-Müstedrek, c: 3, s: 179, hadis no: 4769)

?Mezhep imamlarından İmâm Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre koca, ölmüş karısını yıkayabilir.

?Hanefilere göre ise kadın öldüğü zaman nikâh düşer ve zevciyet kalkar. Bu yüzden koca, ölen karısının cenazesini yıkayamaz.

❗Fakat ölüm iddeti beklediğinden henüz eşlik ilişkisi bitmediği için kadın, ölmüş kocasını yıkayabilir.

?Hanefiler, Hz. Ali’nin Fatıma’yı yıkamasını onlara özel bir durum olarak nitelemiş, Peygamberimizin Aişe validemizi yıkayacağını söylemesini de bir başkasına yıkattıracağı şeklinde yorumlamışlardır. (Bkz.: Serahsî, el-Mebsût, c: 2, s. 71 vd.).