Hayvanın kuyruk yağının çıkarıldığı bölgedeki kıkırdak dokuya uykuluk dendiği gibi, göğüs kafesinin üst kısmında bulunan timüs ve pankreas bölgelerindeki bazı salgı bezlerine de uykuluk denir. Bez olan uykuluklar yenmez, kıkırdak olan uykuluk yenir.
Işkembe, karaciğer, dalak kokoreç gibi hayvanın sakatatlarının yenmesinde bir mahzur var mıdır?
Hepsini yemek caizdir.
Kokoreç ve işkembe çok güzel temizlenip necasetlerden arındırıldı ise yenilmesinde bir sakınca yoktur.
Borsa caiz midir ?
Öncelikle Borsa hakkında net olarak şu cevabı verelim: Günümüz şartlarında borsa caiz değildir.
Maalesef borsa meselesi hemen hemen her radyo programımızda dile getirilmekte ve her defasında cevabımız aynı olduğu halde bu suâlde ısrar edilmektedir. Sanırım borsa meselesinde ısrarcı olanlar bizden şöyle bir cevap beklemektedirler:
“Borsada hissesi satışa arz edilen şirketlerin yaptıkları faaliyetler meşru ise bu firmaların hisse senetlerini borsada almak caiz, yok eğer faaliyetleri dinen meşru değilse bunların hisse senetlerini almak caiz değildir.”
Böyle bir cevap her ne kadar teorik olarak doğru olsa da uygulamada günümüz borsasıyla örtüşmediğinden bu şekilde verilecek cevap kanaatimizce doğru olmayacaktır.
Şunu ifade etmek isteriz ki borsa da sadece hisse senedi alınıp satılmamaktadır. Bunun için meseleye sadece bu yönden bakmak ( yani hisse senediyle herhangi bir şirkete ortak olma boyutuyla bakmak) doğru değildir.
Borsada alıp satılan kıymet ifade eden evraklar genel olarak 4 kısma ayrılmaktadır.
1-Devlet veya şirket tahvilleri.
2-Hazine bonoları.
3-İntifa senetleri.
4-Hisse senetleri.
Devlet veya Şirket tahvilleri: Bunlar genel olarak devletin yüksek faiz ve belli vadelerle kendi garantisinde piyasaya sürdüğü kıymet ifade eden evraklardır. Tahvil sahibinin alacağı yıllık faiz bu evrak vasıtasıyla belirtilmiştir. Bu evrakı satın alan kişi (şirket tahvilinde) şirketin genel kuruluna katılma veya şirket bilânçosunu tetkik etme gibi herhangi bir hakka sahip değildir. Sadece bu kişi, belirtilen aylık veya yıllık faizini alır.
Hazine bonosu: Bütçe açıklarını kapatmak için devletin kısa vadede vatandaşından borç para almasıdır. Bonoların satışında, tıpkı tahvillerde olduğu gibi 3ay, 6ay ve 1 sene sonra ne kadar faiz verileceği tayin edilir. Hazine bonosu ile tahvilarasındaki en belirgin fark şudur: Hazine bonosu en çok 1 yıl vadeli olurken, devlet tahvilleri ise 1 yıldan uzun vadeli de olabilir. Bunun yanı sıra hazine bonosunu satın alan kimse bu bonoyu herhangi bir resmi işte teminat olarak da kullanılabilir.
İslam Fıkhı açısından tahvil ve hazine bonolarına baktığımızda, sahibine önceden belirlenen miktarda sabit bir faiz geliri temin eden bir borç senedi olduğunu görürüz. Bunun için getirisi hangi oranda olursa olsun bu tip evrakları bir yatırım aracı olarak kullanmak dinimizin yasakladığı faiz olduğundan, caiz olmadığı bir gerçektir. Medyada din adına konuşan bazıları, her ne kadar bu tip evrakları, devletin alıp satmasından dolayı, devletin vatandaşına yardımı olarak telakki etseler de; mahiyetine baktığımızda bu görüşün doğru olmayıp İslam’ın ruhuna aykırı olduğunu anlamaktayız. Zira faiz muamelesi ister devlet eliyle, ister şahıs eliyle, ister enflasyon oranında, isterse bu orandan fazla olsun faizdir, yani dinen yasaktır.
İntifa senedi: Bu tip senetler hakkında yapmış olduğumuz araştırmalarda, farklı tariflerin ve sonuçların olduğunu müşahede etmekteyiz. Ekonomistlerin bazıları intifa senedini şu şekilde tarif etmişlerdir: Şirket genel kurulunun alacağı kararla bazı kimselere çeşitli hizmetler sağlayan ve alacak karşılığı olarak kuruluştan sonra verilen ve sermaye payını temsil etmeyen hisse senetleridir.
Diğerlerinin tarifleri ise şu şekildedir: Ortaklığın devamı sırasında hisse senetlerinin ödenmesi, yani bedelinin geri verilmesi halinde, senet sahibi, senedin üzerinde yazılı olan değerini geri alır ve kendisine yeni bir senet verilir, işte bu senet intifa senedidir. Buna göre intifa senedi tıpkı sermayeyi temsil eden hisse senedi gibi sahibine ortaklık, genel kurul toplantılarına katılma hakkı verir. Kendisine sermaye payı geri verildiği için kâr payı isteyemez. Şu kadar var ki bu senet sahibi, sâfî kârın miktarına göre değişen temettü dağıtımında hak sahibidir. İntifa senetlerinin intifa hakları, sözleşme ile belli bir süre tespit edilerek kısıtlanmış ise, bu sure geçmekle intifa senetleri kendiliğinden hükümsüz olur.
Bu değerlendirmelere baktığımızda bu tip senet sahipleri, idda edildiği gibi kurumların ve şirketlerin hakiki manada ortakları değillerdir. Gelir amaçlı kurumlar aşırı kâr da etse, aşırı zarar da etse yine senette belirtildiği doğrultuda senet sahibinin alacağı nema yaklaşık olarak bellidir. Aynı şekilde zarara karşı da devlet güvencesi vardır ve devlet bu tür şirketlerden kâr güvencesi de ister. Hâlbuki dinimize göre ortaklılık kâr ve zarara olmalıdır. Yani parasını çalıştırması için verdiği tüccara kişinin; ben sadece kâra ortağım zarara karışmam verdiğim parayı alırım demesi caiz değildir. Ancak ortakların haricindeki üçüncü bir şahsın, parasını çalıştırmak için veren kimseye, (rabbu’l-mala) “sen paranı filancaya ver çalıştırsın, zarar ederse ben ödeyeceğim” demesi bu ortaklılığa zarar vermez. Meselemizde de zarara karşı güvence veren devlettir yani üçüncü şahıstır, firma değildir. Ancak devletin, firmadan garanti istemesi ve firmanın senet sahibine vereceği miktar, kâra endeksli olmaması bu işlemin dinen caiz kılmayan etkenlerdir. Zira fıkıhta yerleşmiş olan, “akitte itibar maksadadır, lafza değil” kaidesi doğrultusunda her ne kadar senet sahibine kâr veriliyor tabiri de kullanılsa, aslında bu intifa dinimizin yasak ettiği faiz muamelesidir. Bunun için caiz değildir.
Hisse senedi: Ortakların şirketteki paylarını temsil eden kıymetli evraktır. Diğer bir tabirle hisse senetleri anonim ve hisseli komandit şirketler tarafından çıkarılan ve belirli payları temsil etmek üzere, yasa ve sermaye piyasası kural ve şartlarına uygun olarak şirketçe düzenlenen kıymetli evrak niteliğindeki belgelerdir. Sahibine, şirket kârından pay alma, belli hisseye ulaşmak kaydıyla şirket yönetimine katılma, oy kullanma, tasfiyeden pay alma, şirket faaliyetleri hakkında bilgi edinme gibi ortaklık haklarından yararlanma imkânı verir.
Hisse senetleri iki ana guruba ayrılmaktadır. İmtiyazlı senetler ve âdi(normal) hisse senetleri. Bunlar içeriliğine göre sınıflandırılmışlardır. İmtiyazlı hisse senedi: Âdi (normal) hisse senedi ile tahvil karışımı bir özellik taşıyan ortaklık hakkıdır. Birçok ülkelerde kullanılmasıyla birlikte ülkemizde kullanılmadığından, bu kısım üzerinde durmayı faydasız buluyoruz.
Âdi (normal)hisse senedi: Âdi senet türü İMKB’ de (İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında) kullanılan ve genelde bilinen senet türüdür. Bu tip senet türü hamiline veya nâma yazılı olur. Yani tıpkı alacak senetlerinde veya çeklerde olduğu gibi sahibinin ismi üzerinde yazılır veya hamiline denerek herhangi bir kimlik bilgisi yazılmaz. Borsada işlem gören senetlerin hepsi hamiline yazılıdır. Nâma yazılı hisse senetlerinin borsada işlem görebilmesi, bu hisse senedinin borsaya “kote” dediğimiz kayıt altına alınmasıyladır. Bir senet için kote olmak demek, o senedin İMKB tarafından tanındığı ve alım satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelmesidir.
Hisse senetlerinin alım satımının dini hükmü:
Muasır İlim Adamlarından bazıları hisse senedinin alım satımını iki farklı yönden değerlendirmişlerdir.
1- Ticari işlemi caiz olan bir şirketin hisse senedini alarak ona ortak olmak. Bu tip tasarruf da dinen bir sakınca yoktur. Hisse senedini alan kişi, şirketin mal varlılığına hissesi nispetince ortak olur, kâr ve zararına katılır. Dilediği zaman da hissesini bir başkasına satabilir.
2- Senedin temsil ettiği hakiki değerden bağımsız olarak değer kazanması. Ve bu tip senedi eldeki parayı değerlendirmek, değerini korumak, iniş çıkışları takip ederek para kazanmak maksadıyla alıp satmak ki, borsadaki alış verişler daha çok bu ikinci maksada yöneliktir. Bu ayırımı yapan muasır ilim adamları sonuç olarak şöyle demektedirler: Bu manada borsaya yatırım yapmak tam olarak değilse de biraz kumara, benzemektedir. Senetlerin gerçek değerinin üstünde veya altında, pahalanıp ucuzlaması da bu görüşü teyit etmektedir. Bunun için borsa oynamak makbul bir ticaret görülmemektedir.
Hisse senedi fiyatlarının dalgalanışına baktığımızda yukarıda zikrettiğimiz görüşün doğruluğuna hak vermemek elde değildir. Şirket sahipleri bir sene hisse senedi fiyatlarının artmasına sebep olurken ikinci sene şirketi kötü durumda göstererek hisse senedi fiyatlarını düşürebilirler. Büyük yatırımcıların hisse senetlerinin borsada yükselip alçalmasına çok büyük etkenleri olduğu da yakın tarihimizde müşahede edilmiştir.
Diğer yandan borsada satışa arz edilen hisse senetleri, genelde Anonim Şirketlerinin hisse senetleridir. Bunun için anonim şirketinin dinimizce uygun bir şirket olup olmadığını bilmemiz bunların hisse senetlerini alıp almamanın hükmünü bilmemiz için de gereklidir.
Mevcut kanunlara göre şirketler iki kısma ayrılır: 1-Mal Şirketi 2-Şahıs Şirketi. Mal Şirketi sadece sermayeye dayanan, ortakların kendisinde rolü olmayan şirkettir. Bu şirket A.Ş şirketidir. Anonim şirket: Bir unvan ile esas sermayesi muayyen paylara bölünmüş ve borçlarından dolayı yalnız mevcut mala göre sorumlu olan bir şirkettir. Ortakların mesuliyeti, taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Altı çizili satıra dikkat ettiğimizde fıkhen uygun olmayan şu sonucu görmekteyiz:
Şirket borcundan dolayı, ortakların şahsen dava edilmelerine kanunen imkân yoktur. Anonim şirketlerinin borçları, şirketi kuran kurucuların veya yönetim kurulunda olan kişilerin zimmetine taalluk etmeyip şirketin kasasındaki paraya ve şirket üzerine kayıtlı mala taalluk etmektedir. Hâlbuki fıkhen şirketin hakikatte bir şahsiyeti yoktur, şirketi oluşturan kişilerin zimmetleri vardır. Şirketin alacaklı olması veya borçlu olması, şirket sahiplerinin alacaklı veya borçlu olması demektir. Bunun manası şudur: Tasarrufa liyakatli olan kişinin zimmeti için belli bir limit yoktur. Bu kişinin borcu ne kadar çok olursa olsun zimmetine taalluk eder ve bu meblağ borcu yüklenmiş olur. Bu kişinin mensubu olduğu şirket, iflas etmesi veya piyasaya borçlanması durumunda alacaklılar kişiye gelerek: Bizim sizden şu kadar meblağ alacağımız var. Dediğinde bu kişi “sizin benden alacağınız yok, sizin x şirketinden alacağınız vardır, o şirketin mal variyeti de (mesela) on bin liradır. Sizin alacağınız ise (mesela) yirmi bin liradır. Bu nedenle on bin liralık alacağınızın karşılığı vardır. Diğer kalan on bin liranın karşılığı ise yoktur.” Demesi caiz değildir.
Üstadımız Halil Günenç Hoca efendi bu tip şirketler hakkında, şahıs şirketi olmadığı ve iflas halinde ortaklar, şirket borcundan sorumlu sayılmadıkları için İslam’a uygun bir şirket olmadığını kendi kitabında açık bir şekilde ifade etmiştir.
Cevabımızın başında dediğimiz gibi sonuç olarak günümüz şartlarında borsa oynamak caiz değildir. Allah en iyisini bilendir.
Borsa hakkında yazmış olduğumuz makalemizde bu sistemin tarihçesini, günümüzdeki işleyişini ve bu minvalde fıkhen uygun olup olmadığını uzunca beyan etmiştik. Bu konu hakkında geniş malumat isteyen dinleyicilerimiz varsa bu makalemize başvurmalarını tavsiye ederiz.
Fatih kalender hocaefendi
Mest üzerine meshin caiz olması icin şu şartlar aranır
? mestler, ayaga abdest icin ayaklar yikandiktan sonra giyilmis olmalidir.
?mestler, ayaklari topuklari il beraber her taraftan ortmus bir halde bulunmalidir.
?ayaga giyilmis mestler ile normal bir sekilde en az yaklasik 5km kadar bir yol yurumek mumkun olmalidir.
? mestlerin her biri, topuktan asagi kisminda ayak parmaklarinin kucukleri nisbetinde uc parmak miktari delikten, sokukten, yirtiktan beri bulunmalidir.
?mestler, bagsiz olarak ayakta durabilecek derecede kalin olmalidir.
?mestler, disaridan aldigi suyu hemen icine cekerek ayaga kavusturacak bir halden beri bulunmalidir.
? Her ayagin on tarafindan en az üç kucuk el parmagi kadar yer mecvut bulunmalidir.
(buyuk Islam ilmihali)
Varis çoraplarını giyerken kisi sabah abdest icin ayaklarini yikadiktan sonra mest giyer uzerinede mesh eder.
Mest uzerine mesh edemezse çorabin ustunden yikar,
Ayaklarinda yara olup bunuda yapamazsa o zaman elini islatip mesh verir oda zarar verirse meshide birakir.
Kadın mahremsiz şafi mezhebini taklit ederek hac umre yapabilirmi
Soru : Kadının mahremsiz sefer mesafesine yolculuk yapması caizmidir?
Cevap : caiz değildir.
Soru : Şafi mezhebinde caizmiş diye duyuyoruz?
Cevap : Şafi mezhebine göre sadece kendisine hac farz olan bir hanımın mahremi yoksa güvenilir bir toplulukla birlikte olmak şartıyla hacca gitmesi caizdir.
Ancak hanefi mezhebinde böyle bir cevaz yoktur.
Hanefi mezhebinde olan bir hanımın kendisine hac farz olduğu halde mahreminin olmaması durumunda ne yapması gerektiği fıkıh kitaplarımızda açıkça beyan edilmiştir. Şöyle ki böyle bir hanım bir mahremi razı olana kadar bekler. Aynı zamanda “eğer mahrem bulamadan ölürsem malımdan haccımı yaptırın” diye vasiyet eder.
Gerçekten eğer haccını yapamadan ölürse varisleri malının 3/1 i haccını yaptırmaya yetiyorsa mecburen, yetmiyorsa kendi rızaları varsa üstünü tamamlayarak vekil gönderirler..
Şu durumda Hanefi mezhebinde olan hanımların “Şafi mezhebini taklid ediyoruz” diyerek mahrem olmaksızın umreye veya hacca gitmesi, ve hele hele başka şehirlere gezilere gitmeleri hiç bir dini hükme dayanmamaktadır. Çünkü bunlarda bir zaruret de yoktur.
Ahtapot, istakoz, midye yemenin hükmü
Hanefi mezhebinde ahtapot, istakoz, midye gibi balık şeklinde olmayan deniz ürünleri yemek tahrimen Mekruhdur.
Arabada otobüsde namaz
?Öncelikle otobüs ile yolculuk yapıyorsa otobüsünün saatini namaza göre alacak yada otobüsü durduracak.
Otobüs durmazsa mümkün mertebe kıble tarafına yönelerek ima ile kılıp kaza edecek.
Vakit geçmemişse indiğinde iade edecek.
? Özel arabayla yolculuk yapan kimseler arabada ima ile namaz kılamazlar.
Mutlaka arabadan inip öyle namaz kılmaları gerekir.
Ölünün 40 veya 52 sini yapmak
?Ölünün kırkıncı ve elli ikinci gecesi ile ilgili hiç bir şey vârid olmamıştır. Böyle geceler için özel merasim tertip etmek doğru değildir.
?Ölenin arkasından hemen dualara ve okumalara başlanır
?Bu durum sadece belirli gecelere mahsus değildir
?Bilakis vasiyet etti ise iskatı yapılır etmediyse dileyen cenaze sahipleri kendi imkanlarıyla iskat yaptırırlar
Mehmet Talu
*Doğum günü kutlamak*
Sakıncalı degildir, ancak sorun civari haramlardadır, dogum günü kutlayayım derken içki içilirse vs. Haram olur.
Birde avrupa’dan gelen adetlerden’de uzak durmak lazım, teşebbüh açısından.
Mum yakmak, üflemek gibi..
(Mum için Mehmet Talu hc. ayriyeten Haram ifadesini kullanmaktadır.)
Merasimlerin bizim dini prensiplerimize, örf ve adetlerimize göre yapılması gerekiyor.
Hiçbir zaman G.müslimlerin örf ve adetlerine özenerek kutlama yapılmaz.
_”Kim bir topluluğa benzerse o onlardandır”_
(Hadisi şerif)
_”Zalimlere (şirk koşanlara) azıcık dahi meyl etmeyin, sonra onları yakan ateş sizede dokunur.”_
(Hûd/113)
_(Cübbeli hc./Mehmet T.hc.)_
Çocuk aldıran / kürtajın cezası
? gurrede Bir diyetin 20 de 1 dir.
?Günümüz şartlarinda 200 gram altin eder.
?Düşüğe sebep olan anne ve izni varsa baba beraber öderler
?Düşüğe sebep olan anne ve izni varsa baba hariç kurtaj yapilan çocuğun varislerine verilir.
? Bir sene içinde ödenir
?Varisler büyükse ve bu paranin kendilerine verilmesini istemezlerse vermeyebilir.
KÜRTAJIN CEZASI
İslâm’da insanın mal, can, ırz dokunulmazlığı gibi temel hakları vardır. Yaşama hakkı en başta gelir. Bu yüzden çocuk ana karnına düştüğü andan itibaren koruma altına alınmış, ona zarar verene bazı dünyevî veya uhrevî cezalar konulmuştur.
Kürtaj, rahimde sağ olduğu bilinen çocuğun, herhangi bir aşamada öldürülmesi ve rahimin boşaltılmasıdır.
Kürtaj fiili, meşrû bir mazerete dayanmadığı takdirde kasten işlenmiş bir cinayettir. Böyle bir cinayete sebep olan kimseye verilen cezâ ve tazminata GURRE denir.
Cenini düşüren veya kürtaj yapan GURRE’yi öder.
– Gurre’yi cinayeti kasten işlemesi durumunda kadın malından öder. İmkânı gerçekten ödemeye müsait değilse bu bedeli onun AKİLE’si (yakin akrabalri) öder. Akile de bu ödemeyi üç yıla yayabilir.
– Ödenecek olan GURRE, doğması engellenen çocuğun var olan mirasçılarına ödenir. Genelde bu mirasçı baba ve kardeşleri olur. Dinen ona mirasçı olduklarında payları ne kadar ise o kadar o paradan alırlar. Katil durumundaki anne ya da ona onay veren baba bu gurreden pay alamazlar.
– Her hâlükârda bu işe iştirak edenlerin yardim edenlerin muhakkak istiğfar etmeleri gerekir.
– Ödenen Gurre’den sonra da altmış gün peşpeşe keffaret orucu tutmaları tavsiye edilir. Bu da tevbelerinin kabulü içindir.
– Hanefî, Henbelî ve Şafiilerin en sahih görüşüne göre, gurre diyetinin bir sene zarfında ödenmesi gerekir. Gurre, ceninin -cinayeti işleyenin dışında kalan- varislerine, şer’î paylarına göre verilir.(bk. İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 716; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, VI, 364)..
Gurrenin miktarı beş deve yani diyetin yirmide biri veya buna denk olan nakit para olup, bu da Hanefîlere göre 50 dinar (200 gr. altın para) (bk. Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, V/325; İbn Kudâme, el-Muğnî, V/799; İbn Rüşd Bidâyetü’l-Müctehid, II/ 407).
Ebû Hüreyre’den, şöyle dediği nakledilmiştir:
“Hüzeyl kabîlesinden iki kadın kavga ettiler. Bunlardan birisi diğerine bir taş attı, karnındaki cenîni öldürdü. Allah Resulu’nun önünde mahkemeleştiler. Hz. Peygamber kadının akile(yakın akrabas)sinin cenînin diyeti olan gurreyi ödemesine hükmetti.” (Müslim, Kasâme, 36; Buhârî, Tıb, 468, Ebû Dâvûd, Diyât, 19; Nesâî, Kasâme, 39; Ahmed b. Hanbel, II-274, 535; ed-Dârimî, Diyât, 21).