İğne orucu bozar mı?

?I. Azam efendimize göre tabi menfez olsun olmasın vücuda tamamı ile giren herşey orucu bozar iğne serum kurşun gibi

? İmameyne ve şafiye göre ise tabii menfez olmayan damar yoluyla vs giren şeyler orucun bozmaz
dolayısıyla iğne yaptırmak imameyine göre orucu bozmaz

?bu gibi hastaların eğer mümkünse iğnelerini iftardan sonra yaptırması tavsiye edilir.

?fakat mümkün değilse iğne yaptırıp ağıza başka bişey almadığı yemediği müddetce oruçları Imamı Azama göre olmasa da Imameyine göre olur.

?bayramdan sonra müsait oldukça bu şekilde olan orucu ihtiyaten kaza etmesi tavsiye edilir.

Çocuğun yüzüne ve kafasına vurmak haram mıdır?

İslam’da yüze vurmak mekruh sayılmıştır.

Ebu Said el-Hudrî’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Biriniz kardeşiyle kavga ederse, yüzüne vurmaktan sakınsın.”(Mecmau’z-Zevaid, 8/106).

Aslında her canlının en şerefli yeri yüzüdür. Bu sebepledir ki, yalnız insanların değil, hayvanların yüzüne vurmayı yasaklayan rivayetler de vardır.

Hz. Cabir, “Resulüllah bizi yüzü damgalamaktan ve yüze vurmaktan sakındırdı.”(Müslim, Libas, 106).

Yine Hz. Cabir’in bildirdiğine göre, bir gün Hz. Peygamber (a.s.m), yüzü damgalanmış bir eşeği görünce, “Bunun yapana lanet olsun.” diyerek tepki gösterdi. (Müslim, Libas, 107).

Borç verirken veya alırken yazmak sünnet midir ?

BORÇ VERME VE ALMA ADABI

Allah (cc) Bakara sûresinde şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin. Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun… (Bakara 282)

En doğru borç alma ve verme yöntemi Bakara sûresinin bu uzun ayetinde detaylı bir şekilde izah edilmiştir. Ayette vurgu yapılan önemli iki husus; iki şahit ve borçla ilgili detayların yazılması… Borç veren ve alanın birbirlerini mağdur etmemesi için şu maddelere dikkat etmesi gerekir;

1- Borç miktarının yazılması,

2- Borcun ödeneceği tarihin veren ve alan tarafından belirlenip yazılması.. Fakat bu borç akdinin şartlarından değildir. 

3- Eğer yazıyı borçlu değil de bir başkası yazacaksa öncelik velisine verilmeli ve lafızlarını kendisi belirlemelidir.

4- Borç verildiği zaman iki erkek, eğer mevcut değilse iki kadın bir erkeği şahit tutmak da yine tedbir açısından önemlidir.

5- Borç veren kişi eğer imkân varsa borç verdiği kişinin mallarından birini rehin olarak yanında bulundurması iyidir. Ta ki vakti geldiğinde borçlu ödeyemezse bu mal satılır ve böylece borç verenin mağduriyeti giderilmiş olur.

İslam âlimleri borç hukukuyla ilgili üç şeyin müstehap olduğunu söyler; yazmak, şahit tutmak ve rehin almak. Bazı âlimler yazmanın vacip olduğu görüşüne gitse de asıl olan müstehap oluşudur. Şahit tutma da önemli olup İslam’ın teşvik ettiği bir tavsiyedir. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) şöyle buyurmaktadır:

Üç kişi Allah’a dua ettiklerinde Allah onların duasına icabet etmez; Ahlakı bozuk olan bir hanımı yanında tutup boşamayan kişi, buluğ çağına ermeden yetimin malını yetime veren kişi, şahit tutmadan borç veren kişi.  (Hâkim)

Borç veren ve alan kimse birbirlerine güveniyorlarsa yukarıda zikredilen şartlar kendileri için gerekli olmamakla birlikte yine müstehabtır. Allah’u Teâla bir sonraki ayette şöyle der:

…Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allah’tan sakınsın da emanetini ödesin… (Bakara 183)

Banka havalesi üzerinden alınan borç için bankanın verdiği makbuz bahsi geçen yazma ve şahit şartını dolaylı olarak yerine getiriyor. Zira günümüz teknolojisinde bilgisayar ortamlarına aktarılan dokümanlar silinmiyor. Olduğu gibi kalıyor. Mahkeme tutanaklarında da geçerlilik arz ediyor. Senetle ilgili durum da aynıdır. Çünkü senet; bir vakanın delilini teşkil etmek üzere bir kişi (veya kurum) tarafından imzalanan (veya inkâr edilmez şekilde onaylanan) ve imzalayanın aleyhine delil teşkil eden yazılı belgedir. Bu anlamda senet, iki tarafın da imza atarak onayladığı bir kontrattır.

İslam dini şahısların mağdur olmaması ve sonrasında birbirlerine karşı adavet içerisine girmemesi için alınması gereken tedbirleri bazen farz bazen de müstehap olarak görür. Borçla ilgili durum da aynıdır. İlk ayette emir olarak gelen hüküm sonrasında eğer güven varsa müstehap hükmünü alıyor.

?Lukata yani kayıp mal?

?Sahibi tarafından yitirilip kaybedilmiş olan canlı veya cansız mala İslâm Hukukunda “lukata” (kayıp mal) adı verilir. ❗Başka bir deyişle “bulunan ve sahibi belli olmayan mal” demektir.

?Kayıp malların ne gibi bir muameleye tabi tutulacağı hususu hadîslere dayanılarak bir takım esaslara bağlanmıştır.

?Ubeyy b. Ka’b (r.a.)’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

“(Bir kere) ben bir kese buldum; içinde yüz dinar vardı. (Onu) Hz. Peygamber’e (s.a.s) arzettim.

Rasûlüllah; “bunu bir yıl (insanların toplu bulunduğu yerlerde) bildir, ilân et” buyurdu. Ben de bir yıl süreyle onu ilan ettim. Fakat sahibi çıkmadı. Sonra Rasûlüllah’a geldim. Rasûlüllah “bu yıl (daha) bildir”, buyurdu. Onu bir yıl daha ilân ettim. Fakat yine sahibi çıkmadı. Sonra üçüncü defa Hz. Peygamber’e durumu arzettim.

Bu defa Rasûlüllah; “bu paranın, sayısını, ağız bağını muhafaza et. Sahibi gelir (de paranın sayısını, çıkını, ağız bağını haber verir)se keseyi ona ver, gelmezse onu harcayabilirsin” buyurdu” (Buhârî, Lukata, 1).

Kilo sıkıntısı olan bir kişi ameliyat yöntemiyle vücuttan yağ aldırması caiz midir?

?Kilolu olmak insan için bir ağırlık ve sıkıntıdır.

❗Fakat bu sıkıntıdan kurtulmak için, yağları aldırmak bir çare midir?
❗Çare ise, sadece çare bu mudur?
❗diyet rejim vs ile Yeme içmeyi kontrol altına almak suretiyle veya spor yapmakla tedavisi düşünülemez mi?
❗Yağları aldırmanın yan tesirleri yok mudur?
❗Vücudun dengesini bozmaz mı?
❗Bu ve benzeri soruları, bu konuları bilen ve dinini yaşayan bir doktora sormanızda fayda var. Eğer tedavi maksadıyla veya vücudum hafiflesin ve daha rahat olayım, ibadetlerimi daha güzel yapayım şeklinde bir niyetiniz olsada doktorunuz bunu uygun görüyorsa, ameliyat olabilirsiniz.

?Bunların ötesinde böyle bir zaruret ve gereklilik yoksa sırf estetik görünüm için Allah’ın yaratmış olduğu bir vücudun yapısını bozmak sizi mesul eder.

Kaza namazlari bitene kadar nafile kılınmasa olur mu?

Namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahdan mümkün olduğu kadar kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadet ederek Allah’ın bağışlamasına sığınması gerekirken, hakkında Peygamber şefaatinin tecelli etmesine vesile olacak bir takım sünnet ve nafileleri terk etmek nasıl uygun olabilir? Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller geçerli değildir. Bunlar kabul edilen fetvaya aykırıdır. Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya elverişli vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa bunlar insaflı bir iddiada bulunmuş sayılmazlar. Boş yere en kıymetli zamanlarını harcayan insanlar, bilmem böyle bir iddiaya nasıl kalkışabilir?..
kaynak : Ömer Nasuhi Bilmen. Büyük İslam İlmihali

Ölünün kefenlenmesi nasil olur ?

Ölen erkek veya kadın her müslümanı, bedenini örtecek şekilde bir giysi ile kefenlemek farzi kifayedir. Bu farz görevini yapmayan müslümanlar günahkâr olurlar.

 Ölünün kefenlenmesi üç şekilde olur:
Birincisi, “Sünnet üzere olan kefenleme”dir ki, erkekler için Kamis, İzar ve Lifafe’den ibaret olmak üzere üç kattır.

Kadınlar için ise, bu üç parça ile beraber bir baş örtüsü ile bir göğüs örtüsünden ibaret beş kattır.

İkincisi, “Kefen-i Kifayet”dir ki, erkekler için İzar ve Lifafe olur. Kadınlar için de bunlarla beraber bir baş örtüsü olur.

Üçüncüsü, “Kefen-i Zaruret’dir ki, hem erkekler için, hem de kadınlar için yalnız bir kattır. Bu durumda ölü, bulunabilen bir parça elbiseye sarılır. Fakat bir zaruret bulunmadıkça böyle bir kat kefen ile yetinilmez.

“Ölülerin kefenlerini güzel yapın. Çünkü onlar kendi aralarında birbirlerini ziyaret ederler ve kefenlerinin güzelliği ile iftihar ederler” (Müslim, Cenâiz, 49; Tirmizî, Cenâiz 19; Nesaî, Cenâiz 37; İbn Mâce Cenâiz 12; Ebû Dâvud, Cenâiz; 30, Müsned, III, 295, 329, 349).

Kefenin güzel yapılmasından maksat, beyazlığı ve temizliğidir, ölülerin kefenleriyle övünmelerinden kastedilen ise, sünnete uygun olduğu için sevinmeleridir.

Cenaze yikama, kefenleme geride kalanların vefat eden mümine karşı cenaze namazı ile birlikte yerine getirecekleri son görevlerindendir.  Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.); “Sizden birisi (ölen) din kardeşinin cenazesinin techiz ve tekfinini üstlendiği zaman bu işi güzelce yapsın.” (Müslim, Cenaiz, 49; İbn Mâce, Cenâiz, 12) buyurmuştur.

Kefen hususunda zaruri ve kifayeyi yapip sünnet olan şekli terkettiyseniz ehveni şer kabilindendir. Her halukarda tövbe istiğfar edin.

Yikama da ayni şekilde bedeninde kuru bir yer kalmadiysa farz yerine gelmiş olur. Lakin sünnet üzerine yıkamayı terkederek bir vebal altina girmiş olursunuz. Bunun için de tövbe istiğfar ediniz. Allahu Tealanın af ve mağfireti geniştir.

Bu meseleden anladığımız odur ki;  bir işi  hakkiyla yapanlar varken o işi bilmeden veya bir bilenden öğrenmeden öne atılıp yapmak insanin sonradan pişman olmasina sebep olur.

Hıdrellez gününde yapılanlar caiz midir ?

Hıdrellez günü kır çiçeklerinin kaynatılarak suyundan içilmesinin hastalıklara şifa vereceği, hıdrellez gecesi bütün sulara nur yağacağı düşünülerek o gece suya girmenin her türlü hastalığa karşı bağışıklık sağlayacağı, o gece evlerdeki yiyecek ve içeceklerin ağzının açık bırakılması, dileklerin bir kâğıda yazılarak gül ağaçlarının dibine konulması gibi şeylerin dinimizde yeri yoktur. Bunları yapmak caiz değildir.